Dün yapılan AK PARTİ 3. Genel Kurulunda Başbakan Tayyip Erdoğan önemli mesajlar verdi. Konuşması, uyarıcı, vizyon yüklü, duygusal ama kararlı; sevgi ve merhamet denizinden dalgaların kıyıya vuruşu gibiydi..

Başbakan, “Büyük Değişim”in haberini veriyordu, bazen sertleşerek, bazen duygusallaşarak, bazen de dünya yönetim masasında hatırı sayılır bir devlet adamı olarak..

Ben Sayın Erdoğan’ı 1992 yılından bu yana yakından ve uzaktan takip ederim. Öğrenciliğimiz döneminden de ismen tanırım. 1975′lerde yaz tatillerinde Sümbülefendi’de takviye kurslar alırdık. Tayyip Bey’in ismi dolaşırdı Fatih’te Selamet Partisi Gençlik kolları salonlarında.. Esas O’nu tanımamız elbette Belediye Başkanlığı döneminden itibaren olmuştur.

Belediyecilikte getirdiği yenilikler, cesur adımlar ve kaynak yaratmadaki becerisi takdire şayandı.. O günkü hükümetler İstanbul’a particilik yaparak yeterli ödeneği vermiyorlardı. Tıpkı bugünkü gibi “Ülke batsın ama Tayyip gitsin” dedikleri gibi, “İstanbul susuzluk, hastalık, ve parasızlıktan batsın ama Tayyip gitsin” diyorlardı.. İşte bu sıkıntılar içerisinde tayyip Bey kaynak buldu, otobüslere yeni reklam biçimi denedi ve tutturdu.. Simsarlara giden paraların önünü kesti, yönünü belediye’ye çevirdi.. vb. İnsanüstü bir efor.. samimi halk için halkla beraber bir idare tarzı…

Bu yenilikler içerisinde en önemlisi, halkı belediye ile bütünleştirmesi olmuştur. BEYAZ MASA devrini başlatarak, İstanbul’lu ile kucaklaşmıştır.

1994′te bir süre İstanbul’da kalmıştım.. O günkü en önemli teknoloji, beyaz masa teknolojisi idi. Ve telefonla muhtelif zamanlarda iki defa aradım. İki teklifimin de dikkate alındığını gördüm. Birisi Yusufpaşa üst geçidinin ayağına gelen yerde bir hasta, çok ihtiyar ve belli ki kimsesiz bir ihtiyar bir battaniyeye sarılmı yatıyor. Kalkamıyor, hareket edemiyor. Büyük küçük abdestini nereye yapıyordu dersiniz?! İşte ben bu zavallı adamı hemen haber verdim. Bir gün sonra adam orada yoktu. Sordum Belediye görevlileri aldı dediler..

Bir diğer konu. Tramvay çok sıcak oluyordu. Havalandırma yetersizdi. Topkapı’dan Sultanahmet’e kadar insanlar perişan oluyordu. Hatta bir iki bayılma vakası da olmuştu. Bu olayı da bildirdim beyaz masaya o zaman. Çok geçmedi, belki planda vardı. Ama bir ortak dilek karşılandı. Tramvaylara klima konuldu.

İşte o zaman, konuşmasını, verdiği elektriği, içtenliği, içimizden biri oluşunu benimsediğimiz Tayyip Bey için dedim ki “Bu adam ülkeye lazım ve gerçekten hizmet edecek adam.”

Daha sonra 4 kişilik bir grupla Pınarhisar cezaevi’ne Tayyip Bey’i ziyarete gittik. Kandisini, ilk defa 3-4 metreden canlı olarak orada gördüm.. Orada gelen misafirlerin (10-15 kişilik gruplar) kısaca hal hatırını sorup, anlayabileceklerin anlayacağı şekilde mesajlar veriyordu. Eski çizgisinin haklılığına inanmakla beraber, uslup ve eylemler bazında; politik anlayış eksiklikleri olduğunu ifade ediyordu. yani o zaman tabi olduğu siyasi ekibin biçtiği elbise Tayyip Bey’e kesinlikle dar geliyordu. Daha geniş, katılımcı, kucaklayıcı; itelemeyen, ötelemeyen, ötekilemeyen bir zihniyet değişikliğinden bahsettiğini bugün gibi hatırlıyorum. Pınarhisar sadece Tayyip Bey’in değil, Türkiye’nin dönüşüm başlangıcı olacaktı.

Pınarhisar Cezaevinden ayrılışta Tayyip Bey’in gözlerinin içine bakarak” Başkanım bu günler geçecek, tekrar geçmiş olsun” diyebildim.. Aslında, samimiyetle sevdiğim bu kişiye sıkıca sarılmak ve”Sen Türkiye’nin yakın gelecekte Başbakanısın Allah’ın izniyle…” demek istemiştim. Medeni cesaretimi toplayıp bunu diyemedim. Kucaklayamadım onu.. Bir lahza O da benim bir şey demek istediğimi fakat deyemediğimi anlamış gibi dönüp bakmıştı bana.. O anki edebimiz ve yetişme tarzımız gereği gerçekleşmedi bu düşüncem..

O günler geldi geçti.. Bugün bendeniz de AK PARTİ saflarındayım.. Belediye Meclis üyesi adayı oldum Sultangazi’den.. Gönüllerdeki eylemle bütünleşti.

Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonunun fersah fersah gerisinde olanlar, köşe kapma peşinde, rant devşirme peşinde olabilirler.. Partiyi hızla ANAP’lılaştırma peşinde olabilirler..

Ama inanıyorum ki, dünkü kongre konuşması da bunu teyit ediyor, Tayyip Bey böylelerine de pabuç bırakacak bir lider değil.. Herşeyin farkında…

Türkiye’nin son yedi yıldır kabuk değiştirmekte olduğunu görmeyenlerin varlığına ne demek lazım bilmem? Türkiye komşularıyla sıfır problem politiksıyla hareket ediyor. Komşularıyla sorunlarını bir bir çözüyor. İşte bu gün (10.10.2009) Ermenistan protokolü de imzalandı. Bu işin sonu Orta vadede Ermeni diasporası’nın sesinin kesilmesine; 1915 olaylarının lehimizde neticelenmesine kadar varacaktır.

Demokrasi açılımıyla, sırça köşklerde oturan tuzu kurular üzülecek ama, Anadolu’dan askerlik görevini yapmak üzere gönderilen gencecik evlatların geri dönmeme ihtimali minimum düzeye inecek, Türkiye’nin kaynakları, dağa taşa, silah tüccar ve simsarlarının iç ve dış temsilcilerine akıtılmayacaktır. Terörsüz bir Türkiye, iyi idare edilirse, başımıza yeni gaileler açmak isteyeceklere karşı uyanık olunursa, on yılda dünyada ilk 10 ülke arasına girer.

Bakın Kıbrıs sorunu, Ege sorunu, AB sorunu, Türk memleketleriyle ve İslam dünyası ile ekonomik, sosyal, kültürel entegrasyonlar gibi sorunlar dahil dış politikada pek çok alanda Türkiye Cumhuriyeti Ortadoğu’da yıldız gibi değil, hilal gibi parlayacaktır.

Türkiye’nin konjonktürel yeni misyonu bu yörüngeye oturmuş durumdadır.

Ülkenin sorunlarına çare olmak yerine, “sorunlu olmayı ve sorun yaratmayı” huy edinmiş siyasiler ve malum odaklar bu işe pek sevinmeycekler ama durum bu..  Matematik, fizik, kimya, siyaset ve sosyoloji bilinciyle sentez ve analiz yapıldığında bu noktaya gelinir..

Hülasa ülkemizin geleceği parlak. Bundan gurur duymalıyız. Sevinmeliyiz. En ufak bir durunmda felaket tellallığı yapmak yerine, yüksek moral vermeliyiz millete.

Hülasa;

Türkiye’nin iç barışını sağlayarak, dış dünyada elde ettiği yüksek itibar, kendiliğinden, rüzgarın savurması, veya şansın yardım etmesiyle olacak iş değildir. 7.5 yıldır Türkiye, “dirayetli ve samimi bir kadro” tarafından yönetiliyor. Ve bu icranın başında RECEP TAYYİP ERDOĞAN var. Muhalefet partileri ile bir kısım varsıl az sayıda ama güçlü grup, “Türkiye güçlenmesin, bizim zenginliğimiz varken halkın zengin olmasına ne lüzum var” diyen kara yürekliler, yeter ki Tayyip devrilsin, ordu ne güne duruyor..İzlenimi veriyorlar. Ama, baylar, Allah’ın izni ile Tayyip Bey görevini ibadet huşuu ile akıl ve bilim meş’alesiyle yapmaya devam ediyor ve edecek. Buna sizin gücünüz yetmeyecek.. Ha. Tayyip Bey de bir siyasetçi insandır ve gidelibilir. Ama temel değişimin, demokrasinin, kalkınmanın huzur ve zenginliğin önüne geçilemez startını vermiş olacağından, siz yine mani olamayacaksınız. Artık Türkiye sizin yörüngenizden, milletin yörüngesine oturmuş olacaktır. Ömrümüz olursa bize de, size” geçmiş olsun” demek kalacaktır..

En iyi dileklerle..