<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KALB-İ SELİM İLE ALLAH DİYELİM &#187; islam</title>
	<atom:link href="http://www.mehmetaliaktar.com/tag/islam/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mehmetaliaktar.com</link>
	<description>ALLAH VAR... KEDER YOK...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 10:20:18 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>ŞEYTAN NEREDE? VEYA SEN ŞEYTANIN NERESİNDESİN?</title>
		<link>http://www.mehmetaliaktar.com/seytan-nerede-veya-sen-seytanin-neresindesin.html</link>
		<comments>http://www.mehmetaliaktar.com/seytan-nerede-veya-sen-seytanin-neresindesin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Sep 2011 13:28:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmetaliaktar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma Düşünceleri]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[allah.]]></category>
		<category><![CDATA[din.]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan.]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetaliaktar.com/?p=1215</guid>
		<description><![CDATA[EÛZÜ BİLÂHİ MİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM..
 
 
&#8220;Hani Rabbin meleklere: &#8220;Gerçekten ben, çamurdan bir beşer yaratacağım&#8221; demişti. &#8220;Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın.&#8221; Meleklerin hepsi topluca secde etti; Yalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. (Allah) Dedi ki: &#8220;Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 18px;"><strong><span style="color: #ff0000;"><span><span>EÛZÜ BİLÂHİ MİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM..</span></span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 18px;"><strong><span style="color: #ff0000;"><span><span><span style="display: none;"> </span><img id="il_fi" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" src="http://www.emelsen.net/wp-content/uploads/2007/06/demon.jpg" alt="" width="448" height="336" /></span></span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #0000cd;"><span><span>&#8220;<strong>Hani Rabbin meleklere: &#8220;Gerçekten ben, çamurdan bir beşer yaratacağım&#8221; demişti. &#8220;Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın.&#8221; Meleklerin hepsi topluca secde etti; Yalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. (Allah) Dedi ki: &#8220;Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?&#8221; Dedi ki: &#8220;Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.&#8221; (Allah) Dedi ki: &#8220;Öyleyse ordan (cennetten) çık, artık sen kovulmuş bulunmaktasın.&#8221; &#8220;Ve şüphesiz, din (kıyametteki hesap) gününe kadar benim lanetim senin üzerinedir.&#8221; Dedi ki: &#8220;Rabbim, öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı.&#8221; Dedi ki: &#8220;O halde, süre tanınanlardansın.&#8221; &#8220;Bilinen vaktin gününe kadar.&#8221; Dedi ki: &#8220;Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım.&#8221; &#8220;Ancak onlardan, muhlis olan kulların hariç.&#8221; (Allah) &#8220;İşte bu haktır ve ben hakkı söylerim&#8221; dedi. &#8220;Andolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım.&#8221; Kur&#8217;an-ı Kerim-(38/71-85)</strong></span></span></span></p>
<p><span style="color: #0000cd;"><span>&#8220;Kendilerinden önce yakın geçmişte olanların durumu gibi; onlar, yaptıklarının sonucunu tadmışlardır. Onlara acı bir azab vardır. Şeytanın durumu gibi; çünkü insana &#8220;İnkâr et&#8221; dedi, inkâr edince de: &#8220;Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;tan korkarım&#8221; dedi. Sonunda onların akibetleri, şüphesiz ateşin içinde ikisinin de süresiz olarak kalıcı olmalarıdır. İşte zalim olanların cezası budur. Kur&#8217;an-ı Kerim_(59/15-17)&#8221;</span></span></p>
<p>SAHİ ŞEYTAN NERESİNDE İNSANOĞLU&#8217;NUN..?  VEYA ŞEYTANIN NERESİNDE İNSAN? ÖNCE ŞEYTAN&#8217;IN BİR HAYAL, ÜTOPYA, EFSANE, DİNSEL SÖYLEM VB&#8230; GİBİ İŞİ BASİTE İNDİRGEYEREK ŞEYTANIN VARLIĞI YOKLUĞU ARASINDA BOCALAMA EY HACE! ŞEYTAN KURNAZLIK YAPIP, ZEKİLİK GÖSTERİSİNDE BULUNUP, KİBİR VE UCÛP EDİP HZ. ADEM BABAMIZA SECDE ETMEDİĞİ GÜNDEN BU YANA ADETA IŞINLAMA SİSTEMİYLE İNSANLARIN ARASINDA.. DAMARLERINDA.. DİMAĞINDA.. AMA GERÇEK SAMİMİ MÜSLÜMANIN ÇOOK UZAKLARINDA.. ONA YAKLAŞMASI MÜMKÜN DEĞİL.. AMA ASLİ İŞİ ONLARLA.. DERDİ MÜSLÜMANCA YAŞAYANLARLA..</p>
<p><span style="color: #0000cd;"><strong><span>&#8220;Şeytan sakın sizi (Allah&#8217;ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır.  Kur&#8217;an-ı Kerim(43/62)&#8221;</span></strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #0000cd;"><span>&#8220;Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. Kur&#8217;an-ı Kerim_(2/168)</span></span></strong></p>
<p>EY HACE! ŞUNU UNUTMA. ŞEYTAN İMANLIYA MUSALLAT.. ŞEYTAN İÇİ VE DIŞIYLA TEMİZ OLANA MUSALLAT.. ŞEYTAN ADALETLE HÜKMEDEN YETKİLİYE, HELALDEN KAZANIP, ZEKATINI VEREN ZENGİNE MUSALLAT..</p>
<p>MÜSLÜMANSIN LAKİN; KİBİRLENDİN, BÖBÜRLENDİN, GAZAPLANDIN, İNCİNDİN, İNCİTTİN, ÖFKELENDİN, KÖTÜ ZAN&#8217;DA BULUNDUN, HASET ETTİN, KÜÇÜMSEDİN, DEDİKODU YAPTIN, İKİ-ÜÇ YÜZLÜ OLDUN, TEMBELSİN, PİSSİN, DÜNYAPERESTSİN, HARAMA YÖNELİKSİN, HELALDEN UZAKSIN, FAİZ VE FAİZ KIRINTILARINA BULAŞMIŞSIN, KOMŞUNA KÖTÜ NİYET BESLEMİŞSİN.. YALAN SÖYLEMİŞSİN, YALAN YERE YEMİN ETMİŞSİN, YALANCI ŞAHİTLİK YAPMIŞSIN, İSLAMİ KUR&#8217;ANÎ HAYATI VE PRENSİPLERİ HAFİFE ALMIŞSIN..</p>
<p>HAL BÖYLEYKEN ŞEYTANI NEREDE ARIYORSUN EY HACE! ŞEYTAN SENİN HÜCRELERİNE, DİMAĞINA, ŞUURUNA KADAR HER ŞEYİNE VE HER YERİNE IŞINLANMIŞ-SİNMİŞ.. SENİNLE OYNAMAKTA..</p>
<p>BU HAYAT AKIŞINI, TAMAMEN TERSİNE ÇEVİRMEDİKÇE, SONSUZ ATEŞLER SENİ BEKLİYOR OLACAK..</p>
<p>&#8220;CEZAMI ÇEKER BİRAZ YANAR ÇIKARIM&#8221; DEME.  YANAN BİR KİBRİT ÇÖPÜNÜN ÜZERİNE KÜÇÜK PARMAĞINI 10 SANİYE DURDURUVER DE GÖREYİM.. O İŞ O KADAR KOLAY MI ZANNEDİYORSUN?</p>
<p>ÖYLEYSE EÛZU BESMELE, TEVBE İSTİĞFAR VE DUA İLE İRADİ BİR KUR&#8217;AN HAYATINA SAHİP OLARAK, ŞEYTANI BÜNYENDEN ATMALISIN.. TIPKI BİR HASTALIĞI, SAFRAYI ATAR GİBİ.. BUNA GAYRET ETMEN SANA DAHA ÇOK YAKIŞMAKTADIR..</p>
<p><strong><span style="color: #0000cd;"><span>&#8220;Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah&#8217;a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah&#8217;tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah&#8217;ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Şeytan&#8217;ın) Kardeşleri ise, onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar. Kur&#8217;an-ı Kerîm_(7/200-202)&#8221;</span></span></strong></p>
<p>KAFİRLERE, İNKARCILARA, DÜNYACILARA GELİNCE.. ONLAR ŞEYTANIN ASKERİ OLMUŞLARDIR.. ŞEYTAN ONLARIN NERESİNDE DEMEYE GEREK YOKTUR.. KENDİLERİ ŞEYTANLAŞMIŞLARDIR&#8230; <span style="color: #0000cd;"><strong>&#8220;<span>Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah&#8217;ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. Kur&#8217;an-ı Kerim-(58/19)&#8221;</span></strong></span></p>
<p><span>EÛZÜ BİLÂHİ MİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM.. ESTAĞFİRULLAH EL AZÎM.. TÖVBE ESTAĞFİRULLAH.. </span></p>
<p> </p>
<p><span>YA RABBİİ..! SEN BİZİ KENDİ YOLUNA, HABİBİNİN (s.a.v.) YOLUNA; SEVENLERİNİN, SEVDİKLERİNİN, AŞIKLARININ, SADIKLARININ YOLUNA İLET.. ŞEYTANIN ŞERRİNDEN HALÂS EYLE..! AMİN AMİN AMİN..</span></p>
<p><span> garip dede-m.ali aktar</span></p>
<p><span> <span style="display: none;"> </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetaliaktar.com/seytan-nerede-veya-sen-seytanin-neresindesin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İBNİ TEYMİYE</title>
		<link>http://www.mehmetaliaktar.com/1132.html</link>
		<comments>http://www.mehmetaliaktar.com/1132.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Apr 2011 19:12:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmetaliaktar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma Düşünceleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[allah.]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[ibn teymiye]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kur'an.]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[selefiye]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[temiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetaliaktar.com/?p=1132</guid>
		<description><![CDATA[


   Ehl-i Sünnet Alimlerinin İbni Teymiyye Hakkında Görüşleri.
          



 
  Kimine Göre İslam Alimi, Kimine göre Sapık; Yüzünü Dünyaya Çevirerek İslamı İzaha Çalışan Dalâlette Bİr Zat
 
 
  
 
                                                     İbni Teymiye
 
  Hanbeli fıkıh ve hadis âlimi iken mezhepsiz oldu. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı Mısır’da iki defa hapsedildi. 1263 senesinde Harran’da doğup, 1328 de Şam’da kalede hapiste iken vefat etti
 
    İbni Teymiye, Ehl-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table style="text-align: center; width: 100%;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="2">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"><strong> </strong>  <strong><span style="font-size: large;">Ehl-i Sünnet Alimlerinin İbni Teymiyye Hakkında Görüşleri.</span></strong></td>
<td align="right"><a href="http://www.istikamet.eu/addreply.php?postid=6691"></a><span style="font-size: xx-small;"> </span><a href="http://www.istikamet.eu/addreply.php?action=quote&amp;postid=6691"></a><span style="font-size: xx-small;"> </span><a href="http://www.istikamet.eu/editpost.php?postid=6691"></a><span style="font-size: xx-small;"> </span><a href="http://www.istikamet.eu/report.php?postid=6691"></a><span style="font-size: xx-small;">       </span><a href="http://ukubatdavasi.blogcu.com/3025644/**********:self.scrollTo(0,0);"></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p style="text-align: center;"><span style="background-color: #888888;"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="font-size: xx-small;"> </span></strong></span></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="background-color: #888888;"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="font-size: xx-small;"> </span> Kimine Göre İslam Alimi, Kimine göre Sapık; Yüzünü Dünyaya Çevirerek İslamı İzaha Çalışan Dalâlette Bİr Zat</strong></span></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="background-color: #888888;"><strong> </strong></span></p>
<p style="text-align: center; margin: 0px;"> <img id="il_fi" class="aligncenter" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" src="http://www.zehirli.org/files/CAIJ6LGN.jpg" alt="" width="282" height="196" /></p>
<div style="text-align: left; margin: 0px;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="text-decoration: underline;">  </span></span></strong></span></span></div>
<div style="text-align: left; margin: 0px;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: medium;"> </span></strong></span></span></div>
<div style="text-align: left; margin: 0px;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: medium;"><span style="text-decoration: underline;">                                                     İbni Teymiye</span></span></strong></span></span></div>
<div style="text-align: left; margin: 0px;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: medium;"> </span></strong></span></span></div>
<div style="text-align: left; margin: 0px;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: medium;"> </span></strong></span></span><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong> <span style="font-size: x-small;">Hanbeli fıkıh ve hadis âlimi iken mezhepsiz oldu. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı Mısır’da iki defa hapsedildi. 1263 senesinde Harran’da doğup, 1328 de Şam’da kalede hapiste iken vefat etti</span></strong></span></span></div>
<div style="text-align: left;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;"> </span></strong></span></span></div>
<div style="text-align: left;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">    İbni Teymiye, Ehl-i sünnet âlimlerinin büyüklüğünü anlamamış, tasavvufu inkâr etmiş, Ehl-i sünnetten ayrılmıştır. Kitapları, kendilerine Selefiyyeci diyen mezhepsizlere kaynak olmaktadır. Mezhepsizler, onu övmekte, İslam müceddidlerinin piri demektedirler. İbni Teymiye’nin şaki ve dalalette olduğu Seyf-ül-Cebbar ve farisi Tâlim-üs-sübyanda da yazılıdır. </span></strong></span></span></div>
<p style="text-align: left; margin: 0px;"><span style="font-size: x-small;"> </span></p>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">       Camiul-ezherdeki hanefi âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil itikad) kitabı, (Et-tevessüli bin-Nebi ve bis-Salihin), (Şevahid-ül-hak), (Cevahir-ül-bihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Tâlim-üs-sübyan) kitapları, İbni Teymiye’nin dalalete düştüğünü vesikalarla ispat etmektedir. </span></strong></span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">       İbni Battuta, <span style="color: #b00000;">ibni</span> Hacer-i Mekki, imam-ı Sübki, kendi oğlu Abdulvehhab, izzeddin bin Cema&#8217;a, Ebu Hayyan Zahiri, Zahid-ül Kevseri, Yusuf-i Nebhani, imam-ı Şarani, Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye’ye reddiyeler yazmışlar, dalalet ve küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl da, (14. asrın irşad kutbu seyyid Abdülhakim Arvasi, “İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir” buyurdu) diyor. (Türkiye’nin manzarası)</span></strong></span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">      Dal ve mudil olduğu, Savi tefsiri 107. sayfasında da yazılıdır. </span></strong></span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">     İslam âlimleri buyuruyor ki:</span></strong></span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">(Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir.) [İbni Hacer-i Mekki - Fetava-yı hadisiyye]</span></strong></span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">      (İbni Teymiye öyle bir kimsedir ki, bozuk sözlerine ve çürük vesikalarına, büyük âlimler cevap vermişler ve düşüncelerinin çirkinliğini ortaya koymuşlardır. [Şam, Mısır ve Kudüs’de kadılık yapmış olan şafii fıkıh ve hadis âlimlerinden Muhammed] İzzibni Cemaa, onun için, Allahü teâlânın dalalete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslam âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i raşidine karşı ahmakça itirazlarda bulunmuştur demiştir.) [İbni Hacer-i Mekki - El-cevher-ül-munzam]</span></strong></span></span></div>
<p><span style="font-size: x-small;"> </span><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">(İbni Teymiye’nin sözlerinin kıymeti yoktur. O, dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir. Müslümanların icmasından ayrılmış, bid’at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri, onun dalalette [sapık] olduğunu, sözbirliği ile bildirdi. Kutbüd-Berdiri, Şerhi Muhtasarda, bunu uzun yazmaktadır.) [Tahir Muhammed Süleyman - Zahiretül-fıkhil-kübra]</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">(Kitab-ül Arş onun en çirkin kitaplarındandır. Ona Şeyh-ül-İslam diyenin kâfir olacağını söyleyen âlimler vardır.) [İmam-ı Sübki] (Nebras haşiyesinde bildiriliyor.)</span></p>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">(İbni Teymiye’ye uyanın malı ve canı helaldir.) [Miratül-cenan, Nebras haşiyesi]</span></strong></span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">İbni Teymiye, Kitab-ül Arş isimli eserinde, “Allah Arş&#8217;ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır” diyor. Essırat-ul-müstekim kitabında da, <span style="color: #b00000;">ibni</span> Abbas gibi büyük sahabilere kâfir demiştir. (Keşfüzzunun)</span></strong></span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">El-ubudiyyet kitabında ise, Allahü teâlânın ismini zikretmenin bid’at ve dalalet olduğunu bildirmekte ve tasavvuf âlimlerine çirkin iftiralar yapmaktadır. </span></strong></span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;"> </span></strong></span></span><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">(Arş kadimdir) diyor. (Akaid-i Adudiyye şerhi)</span></strong></span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">(Şam camiinin minberinden inerken “Allah gökten yere, benim indiğim gibi iner” dedi.) [İbni Battuta -Tuhfetünnüzzar tarihi]</span></strong></span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">       Abduh’un yetiştirdiklerinden olup, onun yolunda giden Abdürrazık paşa bile diyor ki:</span></strong></span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">(Vehhabilik, bir bakımdan <span style="color: #b00000;">ibni</span> Teymiye’ye bağlı olduğu gibi, son asrın müceddidi denilen Abduh’daki dinde reform fikirleri de, <span style="color: #b00000;">ibni</span> Teymiye’ye bağlıdır.)</span></strong></span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">(Kaza namazı kılmak lazım değildir) derdi. Halbuki dört mezhepte de farzdır.</span></strong></span></span></div>
<div style="MARGIN: 0px">
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;">        Cehennem azabı sonsuz olmadığını söylerdi. Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalacaklarına dair bir çok âyet-i kerime vardır. (Bekara 81, Ahzab 65, Fussilet 28, Zuhruf 74)</span></strong></span></span></div>
<p><span style="font-size: x-small;">      <strong> (Ömer çok yanılmıştır) diyerek, imam-ı Ahmed’in bildirdiği &#8220;Allahü teâlâ, doğru sözü, Ömer’in dili üzerine koymuştur.&#8221; Hadis-i Şerifine karşı gelmiştir. Eshab-ı kiramın çoğu, ictihad ile anlaşılacak işlerde yanılmış olsa da, onların yanılmaları, ictihadi mesele idi. İctihadda müctehidin yanıldığı bilinemez. Çünkü ictihad ictihad ile nakzedilmez. Bunun için, müctehid olan o büyükler tenkit edilemez. Dört mezhebin ictihadları farklı olduğu halde, benimki doğru diyerek biri ötekini tenkit etmemiştir.</strong></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>       Sadreddin-i Konevi, İbni Arabi hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmıştır. “Gazali’nin kitapları uydurma hadis ile dolu</strong>” derdi. (Hadika)</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">       <strong> İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:</strong></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">(İbni Teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır.) [Tabakat-ül-kübra]</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">        <strong>İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:</strong></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">     (İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi.) [Kam-ul Muarıd] </span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">     (İbni Teymiye’nin hedefi, Luther adındaki papazın hedefine benzer. Fakat, Hıristiyanlığın reformcusu muvaffak oldu. İslamınki olamadı.)</span></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;">          İbni Hacer-i Askalani hazretleri buyuruyor ki:</span></strong></p>
<p><span style="font-size: x-small;">*İbni Teymiye; “Kabri Nebeviyi ziyaret için sefere çıkmak haramdır. [Hz.] Ali iman ettiği zaman çocuk olduğu için Müslümanlığı sahih olmadı. [Hz.] Osman malı çok severdi” diyerek eshab-ı kiramın büyüklerine dil uzattı.) [Ed-Dürer-ül-Kamine]</span></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;">        İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:</span></strong></p>
<p><span style="font-size: x-small;">*İbni Teymiye, Peygamberlerin masumiyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. Halbuki, masumiyet Peygamberlerin sıfatlarındandır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">           </span><strong><span style="font-size: x-small;">  Başta Peygamber efendimizin kabri şerifleri olmak üzere eshab-ı kiramın, velilerin, âlimlerin ve salih Müslümanların kabirlerinin ziyaret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefaate vesile kılmayı da haram saymıştır.) [Fetava-i Hadisiyye)<br />
          İbni Teymiye, Furkan isimli kitabında dini üç kısma ayırmaktadır. Selefilere göre bu üç prensip vazgeçilmez esaslardır. İslamiyet ancak bu üç kaide gereğince, aslına uygun olarak bilinebilirmiş. Yoksa İslam pınarını, etraftan karışmış bulanık sulardan yani mezhep imamlarının ictihadlarından arındırmak mümkün değilmiş. Çünkü fıkıhçılar, kelamcılar ve tasavvuf ehli, dinin aslına ilaveler yapmışlar, bu bakımdan din çok genişletilmiş ve içinden çıkılmaz bir hâl almışmış. Dine yapılan bu ilaveleri çıkarmak gerekirmiş.</span></strong></p>
<p><span style="font-size: x-small;">      <strong>Selefilerin sımsıkı bağlandıkları üç prensip şöyle:</strong></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>1- Münezzel din</strong>: Kur’an-ı Kerimden ve sahih kabul ettiği hadis-i şeriflerden kendi anladıkları.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">2-<strong> Müevvel din</strong>: Mezhep imamlarının Kitap ve sünnetten çıkardıkları hükümler.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>3- Mübeddel din</strong>: Geçmiş dinlerin hükümleri ve uydurma saydığı hadis-i şerifler.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">           <strong>  İbni Teymiye’ye göre, Münezzel dine uymak bütün müslümanlara farzdır. Çünkü Allahü teâlâ bir müctehidin Kitap ve Sünnetten neyi anladığını bir başka mükellefe sormaz. Hatta onu mükellef de tutmaz. Herkesi Kitap ve Sünneti anladığı ölçüde sorumlu tutar. Bu bakımdan herkes, Münezzel din ile amel etmelidir.</strong></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">      Müevvel dine, tevil edilmiş olana, ictihaddan aciz olan mukallitlere caizdir. Ama müctehid olanlara bu caiz değildir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">  <strong>    İbni Teymiye’nin selefiye yolunu savunan bütün mezhepsizler, kendilerini birer müctehid zannettikleri için, mezhep hükümleri onlar için muteber değildir, Kitap ve Sünnetten anladıklarına tâbi olurlar. Kendilerine selefiyiz diyen bugünkü mezhepsizler, kraldan çok kralcı olup, İbni Teymiye mukallit halk için müevvel din ile [mezhep imamlarının hükümleriyle] amel etmeyi caiz görürken, onlar cahillerin de, mezhep hükümleriyle amel etmesini caiz görmezler, herkesi Kitap ve Sünnete el atmaya iterler.</strong></span></p>
<p style="MARGIN: 0px"><strong><span style="font-size: x-small;">        İbni Teymiye’nin Mübeddel din diyerek eski dinleri bir kalemde silip atması caiz olmaz. Çünkü geçmiş dinlerin iman yani inanılacak hususları (yani amentüdeki esaslar, insanlar tarafından bozulmadan önce) bütün dinlerde aynı idi. İslamiyet bozulan bu hususların doğrusunu bildirmiş, amele ait hükümlerin de, hepsini değil bazılarını nesh etmiştir.</span></strong></p>
<p style="MARGIN: 0px"><strong><span style="font-size: x-small;">        Uydurma hadislerle amel edilen bir din yoktur. Uydurma hadis meselesi de ayrı bir konudur. Bir müctehidin usulüne göre, uydurma sayılan bir hadis, başka bir müctehidlerin usulüne göre sahih olabilir. İbni Teymiye, aklının almadığı hadis-i şeriflere hemen uydurma damgasını basmıştır. Fıkıh, kelam ve tasavvufun ortaya koyduğu hükümleri, usulleri, uydurma hadislerden çıkarıldığı havasını uyandırmak istemiştir. Onun bu mugalatasına İslam âlimleri gerekli cevaplar vermiştir.</span></strong></p>
<p style="MARGIN: 0px"><strong><span style="font-size: x-small;">         Mezhepsizler, imamları olan İbni Teymiye’nin görüşlerine uyar ve onun usulüne uyup Kitap ve Sünnetten ahkam çıkarmaya çalışırlar. Bunu da gayet normal sayarlar ve buna münezzel din derler.</span></strong></p>
<p style="MARGIN: 0px"><strong><span style="font-size: x-small;">        Biz de mezhep imamımız olan imam-ı a&#8217;zam hazretlerinin hükümleriyle amel edince, onun usullerine uyunca, Allah’ın gönderdiği din ile değil, mezhep imamlarının çıkardığı din ile amel ettiğimizi söylerler.</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;">       İbni Teymiye’ye uyup Kitap ve Sünnete el ve dil uzatan mezhepsizler, bizim de imam-ı a&#8217;zama uymamıza ne hakla karşı çıkarlar ki?</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;">(Alıntı)</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: x-small;"> </span></strong></p>
<p><span style="font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"> </span></p>
<div><span style="font-size: xx-small;"><br />
<span style="font-size: x-small;"> </span></span></div>
<p> </p>
<div><span style="font-size: xx-small;"><span style="font-size: x-small;"></span></span></div>
<p> </p>
<p><span style="font-size: xx-small;"><span style="font-size: x-small;"><br />
<hr size="1" /></span></span></div>
<p><span style="font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"> </span></p>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: x-small;"> </span></strong></span></span></div>
<p><span style="font-size: x-small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;"> </span></p>
<div><span style="font-size: xx-small;"> </span></div>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong><span style="font-size: xx-small;"> </span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;"> </span></p>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong> </strong></span></span></div>
<p> </p>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong> </strong></span></span></div>
<p> </p>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong> </strong></span></span></div>
<p> </p>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong> </strong></span></span></div>
<p> </p>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong></strong></span></span></div>
<p> </p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"><strong></p>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"> </span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"> </span></span></div>
<p><span style="font-size: xx-small;"> </span></p>
<div><span style="font-size: medium;"> </span></div>
<p><span style="font-size: xx-small;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"> </span></span> </p>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"> </span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"> </span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"> </span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"> </span></span></div>
<div><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"> </span></span></div>
<p></strong></span></span><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: xx-small;"> </p>
<p></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetaliaktar.com/1132.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ZİKRULLAH&#8217;IN FAYDALARI</title>
		<link>http://www.mehmetaliaktar.com/zikrullahin-faydalari.html</link>
		<comments>http://www.mehmetaliaktar.com/zikrullahin-faydalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Dec 2010 17:53:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmetaliaktar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[allah.]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[din.]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[zikir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetaliaktar.com/?p=867</guid>
		<description><![CDATA[


 
Zikrullah&#8217;ın Faydaları







  
 İbnül-Kayyim el-Cevzî diye bir büyük âlim var. 
Şimdi o âlimin zikrullahın faydası ile ilgili sıraladıklarını  sayalım:
 1. Zikreden insanlar şeytanı kovar, onun belini kırar, işe yaramaz hale getirir. Zikreden kulun yanına şeytan sokulamaz. Allah ism-i şerifindeki ateş, şeytanı yakan bir ateştir. Allah ismini anan insanın yanına şeytan sokulamaz.Şeytan haddi zâtında insanın damarları arasında dolaşan bir mahlûktur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"> </p>
<h1><a href="http://www.mehmetaliaktar.com/tasavvuf/zikrullah/436-zikrullahn-faydalar.html"><span style="color: #ff0000;">Zikrullah&#8217;ın Faydaları</span></a></h1>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td valign="top"><span style="color: #0000ff;"> </span><span style="color: #0000ff;"><strong><img id="il_fi" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" src="http://www.turntoislam.com/images/tti/misc/Allah.gif" alt="" width="450" height="420" /></strong></span><span style="color: #0000ff;"> </span></p>
<p><span style="color: #0000ff;"> </span><span style="color: #0000ff;"><strong>İbnül-Kayyim el-Cevzî diye bir büyük âlim var.</strong></span><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>Şimdi o âlimin zikrullahın faydası ile ilgili sıraladıklarını  sayalım:</strong></span></p>
<p><span style="color: #0000ff;"> </span><span style="color: #0000ff;"><strong>1</strong></span>.<strong> Zikreden insanlar şeytanı kovar, onun belini kırar, işe yaramaz hale getirir. Zikreden kulun yanına şeytan sokulamaz. Allah ism-i şerifindeki ateş, şeytanı yakan bir ateştir. Allah ismini anan insanın yanına şeytan sokulamaz.</strong>Şeytan haddi zâtında insanın damarları arasında dolaşan bir mahlûktur. İnanmamazlık etme! Sen bugün o mikrop dedikleri mahlûku görebiliyor musun?.. Göremiyorsun. Hattâ onu onbin defa değil, ellibin defa büyütüyorlar da mikroskoplarla, ancak o zaman toz halinde ufak bir şey görülüyor. Gözünle göremediğin, elinle tutamadığın bu mikrobun varlığına inanıyorsun da, Allah-u Teàlâ sana, &#8220;Şeytan vardır, melekler vardır.&#8221; dediği vakitte; &#8220;Ben gözümle görmediğim şeye inanmam!&#8221; diyorsun.</p>
<p>Ama canına okuduğu vakitte, o mikrop seni öldürürken, &#8220;Allah!&#8221; demek nasîb etsin Cenâb-ı Hak cümlemize&#8230;</p>
<p>Onun için, şeytan vardır aziz kardeş! Ondan Allah&#8217;a sığınmak lâzımdır. Allah onu boşuna yaratmamış, &#8220;Kullarım bana sığınsınlar, onun şerrinden bana ilticâ etsinler.&#8221; diye o belâyı başımıza vermiştir. Çünkü o başımızda olmazsa, biz Allah diyemeyiz kolay kolay&#8230; Ama sıkıya gelince, &#8220;Aman yâ Rabbi, kurtar şunun şerrinden bizi!&#8221; diye yalvarırız.</p>
<p>Onun için, Allah denildikçe, şeytanın beli kırılır, işe yaramaz hale gelir. Bak şu okuduğumuz Ezân-ı Muhammedî&#8217;de &#8220;Allàhu ekber, Allàhu ekber&#8230;&#8221; denildiği vakitte, şeytan aleyhillâne burada duramıyor. O Allah-u Celle ve A&#8217;lâ&#8217;nın anılması onu öyle kaçırıyor ki, nefes almadan, ne kadar hızlı kaçarsa o kadar hızlı kaçıyor; o sesin gidemediği yerlere kadar&#8230; Şimdi hoparlörler de çıktı, ses çok uzaklara kadar gidiyor; o da çok uzaklara kadar kaçıyor. Fakat, ezan bitince gene geliyor.</p>
<p><strong><span style="color: #800080;">Onun için gönülden ve dilden Allah&#8217;ı bırakmamak lâzım!</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">2. </span>Allah-u Teàlâ, zâkir kulundan râzı olur. Allah razı olduktan sonra, daha ötesi kalmamıştır. Allah diyen insandan Allah-u Teàlâ hoşnud oluyor. Onun için en büyük nîmet Allah-u Teàlâ&#8217;nın zikridir.</strong></p>
<p><strong><span style="background-color: #ffffff;"><span style="color: #0000ff;">3.</span> </span>Zikir kalbden gam, kaygı, gussa ve kederleri giderir. Zikreden insan gam, gussa keder nedir, bilmez.</strong></p>
<p>&#8211;Canım gamsız insan olur mu?..</p>
<p>Olmaz ama, &#8220;Sahibi olan Allah&#8217;tır, bunu bana vermiş.&#8221; der. İsmâil Hakkı Hazretleri&#8217;nin dediği gibi, &#8220;Lütfun da hoş, kahrın da hoş!&#8221; der</p>
<p>İyi şeyler gelirken ne güzel; ama kötü şeyler gelince, &#8220;Ooof!&#8221; diyoruz. Yok, &#8220;Lütfun da hoş, kahrın da hoş!&#8221; diyeceğiz. Yâni altın da hoş, bakır da hoş&#8230; Senin indinde altın ile demir, altın ile taş bir olunca; &#8220;Kahrın da hoş, lütfun da hoş!&#8221; olunca; o zaman ne gam kalır, ne gasâvet, ne keder kalır. &#8220;Hepsi Allahımdan!&#8221; der.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">4. </span>Zikir kalbe ferah, sürûr ve genişlik verir. Allah dedikçe kalbde inşirah hasıl olur. İnsan sıkıntı bilmez, kalb genişliği olur.</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">5. </span>Zikir kalbi ve yüzü nurlandırır. Allah diyen insanların yüzlerinde bir nur vardır.</strong></p>
<p>Onun için hristiyanlara bakınız, yüzlerinden bellidir hristiyanlar! Niçiin?.. Nurları yoktur. Hele biraz ihtiyarladılar mı, meymenetsiz bir hale gelirler. Hep bu Allah&#8217;ın nurundan mahrum oluşlarındandır.</p>
<p>Müslümanlar ihtiyarladıkça nurlanırlar, nurları artar. Bu, Allah&#8217;ın zikrinin bir ihsânıdır.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">6.</span> Zikir kalbi ve bedeni kuvvetlendirir. Zikrullahla meşgul olan insanların hem kalbi kuvvetli olur, hem de bedeni kuvvetli olur.</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">7. </span>Zikir rızkı da celb eder. Allah-u Teàlâ&#8217;nın ismini anmak suretiyle rızkın bollanır, genişler. Cenâb-ı Hak esbâbını halk eder, kolaylıkla ve rahatça merzuk olursun.</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">8. </span>Zikir, sahibine mehâbet, halâvet, güzellik ve parlaklık verir.</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">9.</span> Ruh-u İslâm olan zikri yapan zâkire, Allah-u Celle ve A&#8217;lâ sevgisini ihsân eder.</strong></p>
<p>Şimdi Allah-u Teàlâ&#8217;yı sevelim ama, nasıl sevelim?.. Karşımızda güzel birisi olursa, ona aşık olmak suretiyle bir sevgi hasıl olur. Paralara olan sevgimiz, eşyaya olan sevgimiz, kadınlara olan sevgimiz, bir varlığın karşımızda olmasıyla celbediyor bizi, bir sevgi hàsıl oluyor. Fakat Allah&#8217;ı nasıl sevelim?..</p>
<p>İşte Allah-u Teàlâ da, eserinden kendisine intikàl etmek suretiyle sevilir. Kâinata bakıyorsunuz, şu kâinat nasıl bir levha?.. Ayından, güneşinden, bütün yıldızlarından tut da, bu yeryüzündeki bütün mahlûkatından, kendinden, kendinde olan varlıkları şöyle bir tefekkür edince; bunu yaratabilmenin büyüklüğünü, yaratabilen kuvvetin nasıl bir kuvvet olduğunu tasavvur edebilirsen; Allah dediğin vakit, o Allah lafzı senin içinde Allah&#8217;a karşı bir sevgiyi hàsıl eder.</p>
<p>Çünkü, sevdiğin insanları bir cihetten seviyorsun; güzelliğinden dolayı, servetinden dolayı, zenginliğinden dolayı, yahut kuvvet ü kudretinden, şecaatinden dolayı seviyorsun. Fakat bunların hepsi Allah&#8217;ta mevcut&#8230; O güzelliği veren o Allah&#8230; O serveti veren o Allah&#8230; O şecaati veren o Allah, hepsini veren o Allah&#8230; Ne kadar güzel bir şey görüyorsun, o güzellikler hep Allah&#8217;tan gelmiş durumda.</p>
<p>Bir gülü alıyorsun, kokluyorsun, &#8220;Oh, ne güzel!&#8221; diyorsun. Kim verdi o kokuyu ona?.. Allah-u Celle ve A&#8217;lâ vermiştir.</p>
<p>Bakıyorsun bahçelerde rengârenk, çeşit çeşit çiçekler&#8230; Kim yaptı bunları?.. Allah-u Celle ve A&#8217;lâ&#8230; İçi başka, dışı başka, üstü başka&#8230;</p>
<p>Yediğimiz yemekler, kavunlar, karpuzlar, tadlar hep kimin lütfu?.. Hep o Allah-u Celle ve A&#8217;lâ&#8217;nın esrârı, bize lütfetmiş elhamdü lillah.</p>
<p>Bunları insan düşününce, bu kudretin sahibine bayılmamak, onu sevmemek elden gelir mi?.. Onun için &#8220;Allah&#8230; Allah&#8230;&#8221; dedikçe, Allah-u Teàlâ da o sevgiyi senin içine atar. Artık gayr-i ihtiyârî onu sevmek mecburiyetinde kalırsın.</p>
<p>O muhabbet ki, saadet ve necattır. Her şeyin bir sebebi vardır; muhabbet-i ilâhiyyenin sebebi de, zikrullahın dil ve kalbde devamıdır. Eğer Allah&#8217;ı sevmek istiyorsan, onun adını dilinden ve gönlünden çıkarma!</p>
<p>Her kim muhabbet-i ilâhiyyeye nâil olmak isterse, zikrullaha devam etsin. Zikrullah muhakkak ki, muhabbetullahın kapısı ve en büyük alâmetidir. İnsanlar çok çeşitli işlerle meşgul olurlar, &#8220;Bu da hayır, bu da hayır&#8230;&#8221; derler. Hepsi de hayır tabii, ama Allah zikrinden daha iyi hiçbir şey yoktur.</p>
<p>Sen Allah zikrini bırak, taşlarla topraklarla meşgul ol, dur; &#8220;Bu da hayır!&#8221; de&#8230; Kendin yanıyorsun yâhu; Allah&#8217;tan ayrılmışın, onun gafleti sana yeter, artar. Şimdi bak bunun arkasından gelecek o bahisler.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">10. </span>Zikir murâkabeyi, tefekkürü, düşünmeyi getirir; tâ ki kulu ihsân kapısından içeriye sokar. Ma&#8217;lûm ya, ihsân en yüksek makamdır. Sanki Allah-u Celle ve A&#8217;lâ&#8217;yı görür gibi ibadet etmek, kolay bir şey değil&#8230; Zikrullah&#8217;tan gàfil kimselerin ihsân makamına yükselmelerine imkân da yok, yol da yok</strong>.</p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>11.</strong></span> <strong>Zikrullah tevbeyi îrâs eder. Bu da Allah-u Celle ve A&#8217;lâ&#8217;ya rücu&#8217; için kalbine te&#8217;sir eder. Sığınacağı yeri, ilticâgâhı ve kalbinin kıblesi Allah olur</strong>.</p>
<p>Yüzümüzü bu tarafa çeviriyoruz, kıblemizdir diyerekten. Gönlümüzü çevirebiliyor muyuz arkadaş?.. Gönlümüz her türlü mâsivâ ile dolu&#8230; Bir namazı acaba üç mü kıldık, dört mü kıldık; okuduk mu, okumadık mı; haberimiz bile olmadan, &#8220;Esselâmü aleyküm!&#8221; deyip namazdan çıkıyoruz.</p>
<p>Niçin?.. Kıblemiz yok; yüzümüz dönmüş, gönlümüz dönmemiş. Asıl hüner gönlü Allah&#8217;a çevirmektir. Gönlü Allah&#8217;a çevirmek de, Allah demekle olur.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">12. </span>Zikir, zâkirde Allah-u Azîmüşşân&#8217;a karşı heybet, azamet, iclâl ve ta&#8217;zîmi artırır. Zikrullahın kalbi ve bütün vücudu istilâsı sebebiyle, vücudun her tarafı zâkir olur. Zâkir olduktan sonra, artık ondan kötülük beklemek imkânı yoktur, günah beklemek imkânı yoktur. O artık cemiyete en faydalı bir insandır.</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">13.</span> Zâkir, zikri kadar Allah-u Teàlâ&#8217;ya kurbiyyet hâsıl eder. Zikrin ne kadarsa, Allah-u Teàlâ&#8217;ya o kadar yakınsın. Zikrin ne kadar azsa, Allah-u Teàlâ&#8217;dan o kadar uzaksın.</strong></p>
<p>Bunların hep ayrı ayrı ayetlerle, hadislerle izahları var, onları tabii uzun olur da, ben kısa hülâsa yapıverdim.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><img id="il_fi" style="padding-bottom: 8px; padding-right: 8px; padding-top: 8px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_MRLmNuZEBLs/SilWgC5Zh-I/AAAAAAAAA24/8ss9kNzNDH4/s400/sonnenfinster.jpg" alt="" width="528" height="485" /></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">14.</span></strong> <strong>Zikir, Allah-u Teàlâ&#8217;nın zikreden kulu zikrine sebeb olur. Sen Allah diyorsun, Allah-u Teàlâ&#8217;nın da seni anmasına vesîle oluyorsun.</strong></p>
<p><em>(Fezkürûnî ezkürküm.)</em> &#8220;An ki anayım! Beni hatırla ki, ben seni hatırlayayım!&#8221; diyor.</p>
<p>Onun için sen Allah&#8217;ı ne kadar çok zikredebilirsen, Allah-u Teàlâ da seni o kadar çok anar; senin bütün ihtiyaçlarına kâfî ve vâfî gelir. Zikrullahta başka bir fayda olmasa dahi, Hak Sübhànehû ve Teàlâ&#8217;nın kulunu zikretmesi nîmeti ve şerefi, o kul için kâfî ve vâfîdir.</p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>15.</strong> </span><strong>Zikir, kalbin hayatını mûcib olur. Kalb var ama, kalbin de bir hayatı var. Bu vücudun hayatı gibi, kalbin de bir hayatı var. Zikir kalb için çok lâzımdır ve kalb zikre de muhtaçtır, balığın suya muhtaç olduğu gibi&#8230; Balık suya nasıl muhtaç ise, insanın kalbi de Allah demeye muhtaçtır. Balık sudan ayrıldığı vakit hâli ne olursa, insan da zikrullahtan kesilince hâli öyle olur.</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">16.</span></strong> <strong>Zikrullah kalbe cilâ verir, paslarını giderir. Kalbin pası, gaflet ve hevâsına uymaktır. İnsan, canı ne isterse öyle yapıyor; o kalbe pas getirir. Cilâsı da, tevbe, istiğfar ve zikrullahtır.</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">17. </span>Zikrullah hatâ ve günahları giderir. Çünkü:</strong></p>
<p><em>(İnnel-hasenâti yüzhibnes-seyyiât)</em> buyrulmuştur. Yâni sevaplar hataları gideriyor ve hasenâta çeviriyor. Allah demekten daha sevaplı bir şey yoktur.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">18.</span> Zikir, kul ile Hàlik arasındaki vahşeti, korkuyu giderir. Hak Sübhànehû ve Teàlâ Hazretleri&#8217;yle ünsiyet peydâ eder.</strong></p>
<p>İnsan şimdi dostuyla muhabbet etmeye başladı mı, endişesi gider. O dosttan önce korkuyor idi; fakat muhabbet ede ede, bakıyorsun ki dostla arada ünsiyet peydâ oluyor; korku kalkıyor, artık birbirleriyle sevgi hasıl oluyor.</p>
<p>Binâen aleyh, Allah dedikçe; Allah Gaffâr, Allah Settâr, Allah Vehhâb, Allah Rahîm, Allah Rahmân demiş oluyor. Evet, azabı var; var ama kendisine sığınanlara değil&#8230; Allah&#8217;ı tanımayanlara Allah&#8217;ın azabı&#8230; Allah&#8217;ı tanıyanlara Allah Rahîm, Şefîk, Vehhâb, Gaffâr, Settâr&#8230;</p>
<p>Onun için Allah dedikçe, bu vahşet ortadan kalkıyor, Allah&#8217;a karşı ünsiyet peydâ oluyorr.</p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>19.</strong></span> <strong>Kul, Allah-u Celle ve A&#8217;lâ&#8217;yı genişlik ve rahatlık zamanlarında zikrederken, sonra ona bir darlık veya sıkıntı geldiğinde, Hakk&#8217;a yalvarmağa başladığı zaman, melekler de ona yardımcı olurlar.</strong></p>
<p>Dünyada bir kararda Allah&#8217;tır. Herkes için çeşitli devreler geçer. Bazen fakirlik, bazan zaruret, hastalık, iptilâ, çeşitli haller gelir. Fakat sen rahat vaktinde Allah diyorsan, sonra o sıkıntıya düştüğün vakitte dua edince; &#8220;Yâ Rabbi, bu seni çok zikreden bir kulundu. Şimdi artık hasta oldu, iptilâlara düştü, fakir oldu; edemiyor. Bunun duasını sen kabul et!&#8221; diye melekler senin için yardımcın olur.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">20.</span> Zikir, kulu azab-ı ilâhîden kurtaran yegâne ibadettir. Cehennem azabı var ya, o cehennemden insanı kurtaran, Allah zikrine devamdır. Bu hakîkat hadislerle sabittir.</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">21</span>. Zikir, dilin gıybet, nemîme, yalan, fuhuş, boş ve faydasız sözlerden korunmasına sebep olur. Çünkü Allah diyorsun, meşgulsün, boş laf söylemeye vakit bulamıyorsun. Allah demezsen tabii, dedikoduya başlayacaksın. Gıybet de girecek, fuhuş da girecek, zem de girecek, her şey olacak&#8230; Bir sürü günahla çekilip gideceksin. Onun için, sen dilini Allah-u Teàlâ&#8217;nın zikrinden kat&#8217;iyyen ayırma!</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">22</span><span style="color: #0000ff;">.</span> Zikir, sekîne, itminan, vekar ve rahmet-i ilâhiyenin kendisini gaşyetmesine vesîlesidir. Meleklerin kendilerini ziyaret ve tavaf etmelerine de sebep olur.</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">23. </span>Zikirden mahrum olan insanlar, elbette bu gibi günahlara düşerler. Günahlardan selâmet ancak zikrullah ile kàbildir. Her kim lisanını ve gönlünü zikrullaha alıştırırsa, kendisini her türlü felâketlerden korumuş olur.</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">24.</span></strong> <strong>Zikir meclisleri, meleklerin de bulunduğu meclislerdir. Gaflet, boş ve faydasız sözlere sahne olan meclisler de, şeytanların bulunduğu meclislerdir. Sen hangisini seçersen, dünyada da, ahirette de sen de onlarla olursun.</strong></p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">25.</span> Zâkir, zikri ile saîd olur ve onlarla oturanlar da saîd olurlar. Bu her yerde mübarek olan bir şeydir.</strong></p>
<p>Gàfil ve lağv ile meşgul kimseler de, meclisleri de, o meclislerde oturanlar da şakî olurlar.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">26.</span></strong> <strong>Zâkirler kıyamet gününde hasret ve nedâmetten emin olurlar. Zîrâ hangi meclis ki orada zikrullah yoktur; o mecliste bulunanlar kıyamet gününde noksanlığın, zarar ve hüsranın üzerindedirler</strong>.</p>
<p>Onun için, aman kardeşim, zikrullah olmayan günah yerlerine sakın gitme! Ve oralarda kat&#8217;iyyen oturma! Ve bunu çocuklarına da öğret!</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">27.</span> Zâkir, zikr ederken ağlarsa; bâhusus tenha ve hâlî bir yerde ağlarsa, kıyamet gününde Arş&#8217;ın gölgesinde olur.</strong></p>
<p><span style="color: #0000ff;">28. </span><strong>Zikr ile iştigâl edene istemeden, isteyenlere verilenden daha a&#8217;lâsı ve efdalı verilir.</strong></p>
<p><span style="color: #0000ff;">29.</span><strong> Zikir ibadetlerin en kolayıdır ve en büyüğü ve efdalidir. Dilin ve gönlün hareketi kadar, vücudun ve a&#8217;zâların da hareketi olsa, elbette insan çok yorulur ve dayanamaz.</strong></p>
<p>Şimdi teravih namazı kılıyoruz 20 rekât. Ya 100 rekât olaydı&#8230; Yüz defa Allah demek kolay, ama yüz rekât namaz kılmak kolay değil.</p>
<p>Oruç da meselâ, gündüzün olduğu gibi geceleri de olaydı, yine çok zor olurdu.</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">30.</span> Zâkir kullara verilen atâ ve ihsanları, başka amellerle elde etmek mümkün değildir. Meselâ, her kim günde yüz kere</strong>;</p>
<p><em>&#8220;Lâ ilâhe illallàhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey&#8217;in kadîr.&#8221; </em>derse, on köle âzâd etmiş gibi sevap kazanır. Kendisine yüz hasene yazılır ve yüz de seyyiesi mahvolur. O gün akşama kadar da şeytanın şerrinden muhafaza olunur; şeytan o adama musallat olamaz. Ondan daha efdal bir amelle bir kimse gelmez; ancak yüzden fazla bu tesbih ve tevhîdleri yapanlar müstesnâ. <em>(Râmûzül-Ehàdîs, 432/7)</em></p>
<p>Ve yine her kim her gün yüz kere;</p>
<p>&#8220;Sübhànallàhi ve bihamdihî.&#8221; derse, günahı deniz köpükleri kadar çok da olsa, yine af ve mağfiret olunur. <em>(Râmûzül-Ehàdîs, 432/8)</em></p>
<p>Bu bir nîmettir ki kıymeti biçilmez; bir lütuf ve ihsân-ı ilâhîdir. Aman kardeşim, dilini ve gönlünü Allah&#8217;tan ayırma! Bu dünya kimseye kalmamış. Kanaat, sabır, istikâmet ve zikrullah ile iştigal eyle! Bunlar bahâ biçilmez nîmetlerdir.</p>
<p>Onun için bu zikrullahtan ayrılma, her kim ne derse desin! Sen sakın Allah-u Celle ve A&#8217;lâ&#8217;yı unutanlardan olma ki, yarın kıyamet gününde sen de unutulanlardan olmayasın!..</p>
<p>Hattâ şu da var ki, Allah-u Teàlâ&#8217;yı unutup, zevk ü safâlarına, hevâ ve heveslerine düşenler, hiç şüphe olmasın, kendi nefislerini ve sıhhatlerini bile koruyamazlar. Hattâ dünya işlerinde bile muvaffakıyet kazanamadıkları görülegelmektedir.</p>
<p>İşte zamanımızın münevverleri diye geçinen zavallılar&#8230; Kendi işlerinde de, memleket işlerinde de, ellerinde bu kadar imkânlar olduğu halde, halimize dost ağlar, düşmanlar da güler. Nüfusumuzun 35 (şimdi 72 Milyonuz) milyon olması ne mânâ ifade eder.</p>
<p>Daha dün şuraya konan Yahudiden utanmamak kàbil de değildir. Onu Amerika besliyor ve destekliyor dersen, biz de 1.5 Milyar  müslümanız diye neye güveniyorsun, neye övünüyorsun?..</p>
<p>Hünerimiz, müslümanları birbirinden ayırmak, hattâ birbirlerine düşürmek; sonra da onların sırtından geçinmek mi?.. Bu ne müslümanlığa, ne de insanlığa yakışır. Bir taraftan müslümanız diye iftihar ederken, diğer taraftan da müslümanlığa aykırı bütün işleri yapmaktan çekinmeyiz.</p>
<p>Ey müslüman kardeş, uyan! Uyan da hürriyetine sahip olmak için elinden geleni yap! Yoksa sonra, başına vura vura ekmeğini elinden alacaklar. Korkma, şu Rusya&#8217;daki 40 milyon Türkü düşün! Çok hor ve hakir olacaksın, buna da şüphe etme! Çünkü, &#8220;Çalışmayanın hakkı kötektir.&#8221; demişler.</p>
<p>Senin dinine yapılan bu hakaretlere göz yumduğunun cezâsını muhakkak çekeceksin! Üç kuruşun elinden gidince kıyameti koparıyorsun da, dinin elinden gidince, niçin dilsizler gibi susuyorsun?.. Aklını başına topla da, geçen günleri insafla bir gözden geçir!</p>
<p><strong><span style="color: #0000ff;">31.</span></strong> <strong>Muhakkak zikrullah, insanı her halde Allah&#8217;a doğru seyrettirir. İster sokakta ister yatakta, her zaman her yerde, dilinde Allah, gönlünde Allah; hareketleri hep rızâullah olanların dünyadaki yeri cennet olduğu gibi, ahiretteki yeri de cennetin tâ kendisidir</strong>.</p>
<p>Hikâye olunur ki: Bir àbid, bir adama misafir olmuş. Àbid gecesini ibadetle geçirmiş, ev sahibi de uyumuş. Sabahleyin àbid demiş ki:</p>
<p>&#8220;&#8211;Kàfile gitti, sen hâlâ uykuda yatıyorsun!&#8221;</p>
<p>Ev sahibi cevâben demiş ki:</p>
<p>&#8220;&#8211;Kul sabaha kadar sefer ede de, sonra gene kàfile ile beraber ola; bu bir şey değildir. Hüner odur ki, sabaha kadar yata ve sabahleyin de kàfileyi yolda bırakıp geçe&#8230;&#8221;</p>
<p>Buna es-seyru fillâh ves-seyru ilallàh derler ki, bu gönüllerin Allah-u Celle ve A&#8217;lâ&#8217;ya tam bağlanışının alâmetidir, vesselâm.</p>
<p>Cenâb-ı Hak, cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammedi uyanık kullarından eylesin, âmîn&#8230;</p>
<p> </p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong><img id="il_fi" style="PADDING-BOTTOM: 8px; PADDING-RIGHT: 8px; PADDING-TOP: 8px" src="http://mohebban.burjalsaheb.com/wp-content/uploads/2009/04/islamic_20caligraphy_20allah_208.jpg" alt="" width="600" height="423" /></strong></span></p>
<p>Lâkin bu o demek değildir ki, tembel tembel yatıp uyuya, sonra da kàfileyi geçe&#8230; İşte bu mümkün olmayan bir şeydir. Esâsen bu yatışların, ya bir rahatsızlık veya bir mâzeret sebebiyle olduğunu unutmamalı ve böyle yapan mübareklerden de şüphe etmemelidir.</p>
<p>Bu mübareklerin her nefesleri zikrullah demektir, ibadetle geçer. Onun için herkesi de her yerde, her işte geçerler ves-selâm.</p>
<p>Allah bunların zümresine bizleri de ilhak buyursun&#8230;</p>
<p>Lillâhil-fâtihah!..</p>
<p>Mehmed Zahid Kotku (Rh.a.)</p>
<p>1971 &#8211; İskenderpaşa Camii</p>
<p> </p>
<table style="BORDER-COLLAPSE: collapse; FONT-FAMILY: tahoma,helvetica; COLOR: #393939; FONT-SIZE: 7pt" border="0" width="750" bgcolor="#f4dd82" bordercolor="#f8cb15">
<tbody>
<tr>
<td align="left" valign="top">
<div>
<table style="border-collapse: collapse; height: 77px;" border="1" cellspacing="0" width="105" background="http://www.sitenizesayac.com/counter_free/images/gif/fisch.gif" bordercolor="#000000">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">
<div>
<table style="BORDER-COLLAPSE: collapse; cellpadding: " border="0" cellspacing="0" width="100%">
<tbody>
<tr style="BORDER-COLLAPSE: collapse; FONT-FAMILY: Arial; COLOR: #ffffff; FONT-SIZE: 11px">
<td colspan="2" align="center" background="http://www.sitenizesayac.com/counter_free/images/gif/"><a style="COLOR: #ffffff; TEXT-DECORATION: none" href="http://www.sitenizesayac.com/counter_free/free_counter.php?code=32" target="_blank">Sitenize Sayaç</a></td>
</tr>
<tr style="BORDER-COLLAPSE: collapse; FONT-FAMILY: Arial; COLOR: #ffffff; FONT-SIZE: 11px">
<td align="left" background="http://www.sitenizesayac.com/counter_free/images/gif/">Bugun:</td>
<td align="right" background="http://www.sitenizesayac.com/counter_free/images/gif/">80</td>
</tr>
<tr style="BORDER-COLLAPSE: collapse; FONT-FAMILY: Arial; COLOR: #ffffff; FONT-SIZE: 11px">
<td align="left" background="http://www.sitenizesayac.com/counter_free/images/gif/">Dun:</td>
<td align="right" background="http://www.sitenizesayac.com/counter_free/images/gif/">90</td>
</tr>
<tr style="BORDER-COLLAPSE: collapse; FONT-FAMILY: Arial; COLOR: #ffffff; FONT-SIZE: 11px">
<td align="left" background="http://www.sitenizesayac.com/counter_free/images/gif/">Toplam:</td>
<td align="right" background="http://www.sitenizesayac.com/counter_free/images/gif/">119</td>
</tr>
<tr style="BORDER-COLLAPSE: collapse; FONT-FAMILY: Arial; COLOR: #ffffff; FONT-SIZE: 11px">
<td align="left" background="http://www.sitenizesayac.com/counter_free/images/gif/">Online:</td>
<td align="right" background="http://www.sitenizesayac.com/counter_free/images/gif/">2</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
</td>
<td valign="top"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetaliaktar.com/zikrullahin-faydalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EBU ZERR EL GIFARİ HAZRETLERİ(R.A)</title>
		<link>http://www.mehmetaliaktar.com/ebu-zerr-el-gifari-hazretleri.html</link>
		<comments>http://www.mehmetaliaktar.com/ebu-zerr-el-gifari-hazretleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 20:59:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmetaliaktar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cuma Düşünceleri]]></category>
		<category><![CDATA[adalet.]]></category>
		<category><![CDATA[ebu zer]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[maneviyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmetaliaktar.com/?p=376</guid>
		<description><![CDATA[ 
EBÛ ZER GIFÂRÎ
Ebû Zer-i Gıfârî, Mekke’nin ticâret yolu üzerinde yaşamakta olan Benî Gıfâr kabîlesindendir. Bunlar Arabistan’da bulunan diğer kabîleler gibi câhiliye devrinin her çeşit kötülüğünü işliyor ve putlara tapıyordu. Ticâret kervanlarını çevirip, yağmacılık yapmalarıyla tanınmışlardı.
Ebû Zer-i Gıfârî de çevresinin te’sîriyle bir müddet kervan soygunlarına katılmıştı. Kavmi arasında atılganlığı ve cesâreti ile şöhret bulmuş, gücü, kuvveti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #ff0000;"> </span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">EBÛ ZER GIFÂRÎ</span></strong></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî, Mekke’nin ticâret yolu üzerinde yaşamakta olan Benî Gıfâr kabîlesindendir. Bunlar Arabistan’da bulunan diğer kabîleler gibi câhiliye devrinin her çeşit kötülüğünü işliyor ve putlara tapıyordu. Ticâret kervanlarını çevirip, yağmacılık yapmalarıyla tanınmışlardı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî de çevresinin te’sîriyle bir müddet kervan soygunlarına katılmıştı. Kavmi arasında atılganlığı ve cesâreti ile şöhret bulmuş, gücü, kuvveti ve yiğitliği ile o çevrede pek meşhur olmuştu.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Putlardan nefret ediyordu</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Fakat o, bütün bunlardan bir tat almıyor, zavallı insanların elleriyle yonttuğu putlara ilâh diyerek tapmasına şaşıyor, putlardan nefret ediyordu.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Nihâyet bir gün herşeyin tek bir yaratıcısı olduğuna inanarak, yol kesme işinden vazgeçti. İnsanlardan uzak bir hayat yaşamaya ve Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için kendisine yol gösterecek bir rehber aramaya başladı. Üç sene böylece devam etti.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî hidâyete adım adım yaklaşmakta iken, Muhammed aleyhisselâma Allahü teâlâ tarafından peygamberliği bildirilmişti. Artık insanlar birer ikişer Müslüman olmakla şerefleniyor, İslâmın nûru âlemi aydınlatmaya başlıyordu. İslâmın doğuş haberi gün geçtikçe çevrede yayılıyor, müşrikler ise engellemek için çâreler arıyordu.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Nihâyet bu haber Benî Gıfâr kabîlesinin yurduna da ulaşmıştı. Mekke’den gelen biri, Ebû Zer-i Gıfârî’nin “Lâ ilâhe illallah” dediğini işitince dedi ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Mekke’de bir zât var, senin söylediğin gibi “Lâ ilâhe illallah” diyor ve Peygamber olduğunu bildiriyor.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer heyacanla sordu:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Hangi kabîledendir?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Kureyş’tedir.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ne haber getirdin?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî bu hâlleri işitir işitmez kardeşi Üneys’e dedi ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Hayvanına bin, Mekke’ye git, kendisine vahiy geldiğini söyleyen zâtla görüş, söylediklerini dinle, benim için bilgi edin, haberini bana getir.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Üneys, Mekke’ye gidip, Peygamber efendimizin mübârek cemâli, sohbeti ve ihsânları ile şerefledi. Hayran kaldı. Sonra tekrar memleketine döndü. Kardeşi Ebû Zer kardeşine sordu:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Ne haber getirdin?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Vallahi öyle yüce bir zâtı gördüm ki, hep hayrı, iyiliği emredip, kötülüklerden sakındırıyor.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Peki insanlar, onun hakkında ne diyorlar?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Zamanın meşhur şairlerinden olan kardeşi Üneys şöyle cevap verdi:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Şair, kâhin, sihirbaz diyorlar. Fakat onun söyledikleri ne kâhinlerin sözüne, ne de sihirbazların sözüne benzemiyor. Onun söylediklerini şairlerin her çeşit şiirleriyle karşılaştırdım. Onlara hiç benzemiyor, hiç kimsenin sözüyle ölçülemez. Vallahi o zât hakkı bildiriyor, doğruyu söylüyor. Ona inanmayanlar yalancı ve sapıklık içindedirler. Bu zât iyiliği, ahlâkî değerleri emrediyor, kötülükten de sakındırıyor.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri kardeşinin bu sözü üzerine:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Sen bana, bu husûsta arzû ettiğim, gönlüme şifâ veren, müşkillerimi giderir bir haber getirmedin. Kendim gidip, onu görürüm, dedi.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Kardeşi Üneys dedi ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- İyi olur, fakat sen Mekke halkından sakın! Çünkü Mekkeliler, ona karşı son derece kin besliyorlar ve onunla görüşenleri takip ediyorlar.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer, hemen Mekke’ye gitmeye ve Peygamberimizi görüp Müslüman olmaya karar verdi. Eline bir değnek ve biraz da azık alarak büyük bir şevkle Mekke yoluna düştü.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Kimseye sormadı</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Mekke’ye varınca hâlini kimseye anlatmadı. Çünkü bu sırada müşrikler Peygamberimize ve yeni Müslüman olanlara şiddetli düşmanlık yapıyorlar ve bu düşmanlıklarını safha safha ilerletiyorlardı. Bilhassa Müslüman olup da, kimsesiz ve garip olanlara işkence yapıyorlardı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî de Mekke’de kimseyi tanımıyordu. Garip ve yabancı idi. Bu bakımdan kimseye bir şey sormadan Kâ’be’nin yanına varıp oturmuştu. Peygamberimizi görmek için fırsat kolluyor, nerede olduğunu öğrenmek için bir işâret arıyordu. Burada Zemzemden başka bir şey yiyip içmiyordu.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Akşam üstü bir sokak köşesine çekildi. Hz. Ali, Ebû Zer’i gördü. Garip olduğunu anlayarak alıp evine götürdü. Hâlinden bir şey sormadığı gibi, Hz. Ebû Zer de ona sırrını açmadı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Sabah olunca, tekrar Kâ’be’ye gitti. Akşama kadar dolaştığı hâlde hiçbir ip ucu elde edemedi. Eski oturduğu köşeye gelip oturdu. Hz. Ali, o gece yine oradan geçerken, Ebû Zer’i görünce:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Bu biçâre hâlâ aradığını bulamamış, diyerek tekrar evine götürdü.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Sabahleyin yine Beytullaha gitti, sonra oturduğu köşeye çekildi. Hz. Ali tekrar da’vet edip evine götürdü ve ona sordu:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Senin işin nedir? Bu şehre ne için geldin?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Eğer bana doğru bilgi vereceğine kat’î söz verirsen, söylerim.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Söyle, hâlini kimseye açmam.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Akıllılık ettin</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- İşittim ki, burada bir Peygamber çıkmış. Onunla görüşmesi, ondan işittiklerini ezberleyip bana nakletmesi için kardeşimi göndermiştim. Kardeşim gönlüme şifâ verecek bir haber getirmedi. Onun için bizzat kendim onunla görüşmek ve ona kavuşmak için buraya geldim.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Sen doğruyu buldun, akıllılık ettin. Bu zât Allahın Resûlüdür, hak Peygamberdir. Sabahleyin ben o zâtın yanına gidiyorum. Beni takip et, senin için korkulacak bir şey görürsem, ayakkabımı düzeltiyormuş gibi yaparım. Sen beklemez gidersin. Ben geçip gidersem, arkamdan gel ve benim girdiğim eve sen de peşimden gir!</span></p>
<p><span style="color: #000080;"> </span></p>
<p><span style="color: #000080;"> </span></p>
<p><span style="color: #000080;"><img src="http://dusuncekahvesi.files.wordpress.com/2009/09/col.jpg" alt="" width="713" height="417" /></span></p>
<p><span style="color: #000080;"> </span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî, Hz. Ali’yi takip edip, onunla birlikte Peygamberimizin mübârek yüzünü görmekle şereflendi. Ve hemen:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Esselâmü aleyküm, diyerek selâm verdi. Bu selâm İslâm’da bu şekilde verilen ilk selâm ve Ebû Zer-i Gıfârî de ilk selâmlayan kimse oldu.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Peygamber efendimiz selâmını aldıktan sonra, aralarında şu konuşma geçti:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Sen kimsin?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Gıfâr kabîlesindenim.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Ne zamandan beri buradasın?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Üç gün üç geceden beri buradayım.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Seni kim doyurdu?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Zemzem’den başka bir yiyecek, içecek bulamadım. Zemzemi içtikçe hiç açlık ve susuzluk duymadım.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Zemzem mübârektir. Aç olanı doyurur.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Yâ Muhammed! İnsanları neye da’vet ediyorsun?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Bir olan ve ortağı bulunmayan Allaha îmân etmeye ve putları terketmeye, benim de Allahın Resûlü olduğuma şehâdet etmeye da’vet ediyorum.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bana İslâmı bildir</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bunun üzerine Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Bana İslâmı bildir, dedi.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Peygamber efendimiz ona Kelime-i şehâdeti okudu. O da söyleyip, Müslüman oldu. Ebû Zer Müslüman olmanın verdiği büyük bir iştiyâkla dedi ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Yâ Resûlallah! Allahü teâlâya yemîn ederim ki Müslüman olduğumu Kâ’be’de müşrikler arasında haykırmadıkça memleketime dönmiyeceğim.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bundan sonra Ebû Zer-i Gıfârî Kâ’be yanına gidip, yüksek sesle:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resûlüh, diye haykırdı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bunu işiten müşrikler hemen üzerine hücum ettiler. Taş, sopa ve kemik parçaları ile öyle dövdüler ki, kanlar içinde kaldı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bu hâli gören Hz. Abbâs seslendi:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Bırakın bu adamı, öldüreceksiniz! O sizin ticâret kervanınızın geçtiği yol üzerinde oturan bir kabîledendir. Bir daha oradan nasıl geçeceksiniz?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Böylece Ebû Zer hazretlerini müşriklerin elinden kurtardı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Kavminin yanına dön!</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Müslüman olmakla şereflenmenin verdiği şevkle, öylesine seviniyor ve coşuyordu ki, ertesi gün gene Kâ’be’nin yanında Kelime-i şehâdeti yüksek sesle bağıra bağıra söyledi. Bu sefer de üzerine hücum eden müşrikler, yere yıkılıncaya kadar dövdüler. Yine Hz. Abbâs yetişip, ellerinden kurtardı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bundan sonra Peygamber efendimiz Ebû Zer-i Gıfârî hazretlerine buyurdu ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Şimdi kavminin yanına dön! Emrim sana ulaşınca, onu kavmine haber ver! Ortaya çıktığımızın haberi sana geldiği zaman yanımıza dön!</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bu emir üzerine Ebû Zer-i Gıfârî kendi kabîlesi arasına dönüp, onlara İslâmiyeti anlatmaya başladı. Hicrete kadar bu hizmete devam etti.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri kavmini İslâmiyete da’vet ediyordu. Birgün kabîlesine, Allahın bir ve Muhammed aleyhisselâmın onun Resûlü olduğunu ve bildirdiklerinin hak ve tapmakta oldukları putların bâtıl, boş ve ma’nâsız olduğunu söylemişti. Kendisini dinleyen kalabalıktan bir kısmı, “Olamaz” diye bağrışmaya başladılar. Bu sırada kabîlenin reisi Haffâf, bağıranları susturdu ve dedi ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Durun, dinleyelim bakalım ne anlatacak!</span></p>
<p><span style="color: #000080;">İşte sizin taptığınız şey</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bunun üzerine Ebû Zer hazretleri şöyle devam etti:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Ben Müslüman olmadan önce, bir gün Nuhem putunun yanına gidip, önüne süt koymuştum. Bir de baktım ki, bir köpek yaklaşıp, sütü içiverdi. Sonra da putun üzerine pisledi. Görüyorsunuz ki, put köpeğin üzerini kirletmesine mânî olacak güçte bile olmayan bir taş! İşte sizin taptığınız şey! Köpeğin bile hakâret ettiği puta tapmak hoşunuza gidiyorsa, buna çok şaşılır.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Herkes başını eğmiş duruyordu. İçlerinden biri cevap verdi:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Peki senin bahsettiğin Peygamber neyi bildiriyor. Onun doğru söylediğini nasıl anladın?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bunun üzerine Ebû Zer hazretleri, yüksek sesle kalabalığa şöyle hitap etti:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- O, Allahın bir olduğunu, O’ndan başka ilâh olmadığını, herşeyi yaratan ve herşeyin mâliki, sahibi olduğunu bildiriyor. İnsanları Allaha îmân etmeye çağırıyor. İyiliğe, güzel ahlâka ve yardımlaşmaya da’vet ediyor. Kız çocuklarını diri diri gömmenin ve yaptığınız diğer her türlü kötülüğün, haksızlığın, zulmün, çirkinliğini ve bunlardan sakınmayı emrediyor.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri İslâmiyeti uzun uzun açıkladı. Kabîlesinin, içinde bulunduğu sapıklığı bir bir sayıp, bunların zararlarını ve çirkinliğini gayet açık bir şekilde anlattı. Onu dinleyenler arasında başta kabîle reisi Haffâf, kendi kardeşi Üneys olmak üzere çoğu Müslüman oldu. Diğerleri ise daha sonra Peygamberimizi görerek Müslümanlığı kabûl ettiler.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri bu hizmetleri yaptığı sırada, İslâmiyet, Mekke’de ve civârında oldukça yayılmıştı. Müşriklerin zulmü de o derece artmış, İslâm uğrunda kanlar dökülmüş, ilk şehîdler verilmişti. İki defa Habeşistan’a, daha sonra Medîne-i münevvereye hicret yapıldı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Her şeyi sorardı</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer hazretleri de Medîne’ye hicret etti. Peygamber efendimiz hicretten sonra Eshâb-ı kirâm arasında kurduğu kardeşlikte Ebû Zer hazretlerini de Münzir bin Amr hazretleri ile kardeş yaptı. Daha sonra İslâmı anlatması için tekrar kabîlesi arasına gönderildi.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri Hendek savaşından sonra Medîne’ye geldi ve yerleşti. Bundan sonra Peygamber efendimizin yanından ayrılmadı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bütün zamanını dîni öğrenmeye ayırdı. İlim öğrenmek husûsunda büyük gayret sahibi idi. Herşeyi Peygamberimize sorardı. Îmân, ihsân, emir ve yasaklar husûsunda, Kadir gecesi ve daha birçok husûsların sırlarını, izâhını, namaza dâir ince husûsları ve nice şeyleri Resûlullaha bizzat sorarak öğrenmiştir.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Resûl-i Ekrem efendimiz Ebû Zer’i çok sever, ona, husûsî iltifât buyururdu. Çok zaman gece geç vakte kadar Resûlullahın huzûrunda kalırdı. Peygamberimizin mahremi, sır dostu idi. Onunla mahrem meseleleri konuşurdu.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ayrıca Ebû Zer hazretleri, Peygamberimizin mübârek elini öpmek saâdetine kavuşmuştur. Resûlullah efendimize bi’ât ederken de, “Hak teâlânın yolunda hiçbir kötüleyicinin kötülemesine aldanmıyacağına, ne kadar acı olursa olsun dâimâ doğru sözlü olacağına” söz vermişti. Ömrünün sonuna kadar hep böyle kaldı. Bu husûsta Resûlullah efendimiz buyurdu ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Dünyaya Ebû Zer’den daha sâdık kimse gelmedi.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Tebûk seferi</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Resûlullaha anlatılamayacak derecede muhabbeti ve bağlılığı vardı. Bir defasında şöyle demiştir:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Yâ Resûlallah, benim kalbim yalnız Allahü teâlânın ve sizin muhabbetinizle doludur. Bu muhabbet o derecede ki, insanın kalbi ancak bu kadar muhabbetle dolu olur.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Tebük muharebesinde Ebû Zer-i Gıfârî hazretlerinin devesi pek zayıf ve dayanıksız olduğu için geride kalmıştı. Yolun ortasında devesi çöküp kalınca, devesinden indi. Eşyasını sırtına yükleyerek orduya yetişmek için yaya yürümeye başladı. Şiddetli sıcak ortalığı kavuruyordu. Bir öğle vakti Ebû Zer orduya yetişti. Resûlullahın yanında bulunan Eshâb-ı kirâm dediler ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Yâ Resûlallah! Tek başına bir adam geliyor.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Resûlullah efendimiz:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Ebû Zer midir? Onun olmasını isterim, buyurdular.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Eshâb-ı kirâm dikkatle bakıp Resûlullaha dediler ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Yâ Resûlallah, gelen Ebû Zer’dir.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Allah Ebû Zer’e rahmet eylesin! O, yalnız yaşar, yalnız yürür, yalnız başına vefât eder ve yalnız başına haşrolunur.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Daha sonra Ebû Zer’e:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Ey Ebû Zer! Niçin geride kaldın, buyurdular.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Her adımına karşılık</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer, devesinin durumunu anlattı ve bu sebeple geride kaldığını söyledi. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Bana gelip kavuşuncaya kadar, attığın her adımına karşılık, Allahü teâlâ bir günâhını bağışlasın, diye duâ buyurdular.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî dünyaya hiç değer vermezdi. Son derece kanâatkâr, fakîr ve yalnız yaşardı. Peygamber efendimiz bu sebeple ona, “Mesîh-ül-İslâm” lâkabını vermişti.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri, Mekke’nin fethine de kendi kabîlesinin sancağını taşıyarak katılmıştır.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Peygamberimize tam bağlanıp, onun sevip, beğendiğini seven, sevmediğini ve beğenmediğini sevmeyen Ebû Zer, Resûlullahın vefâtında da yanında bulunmuştur. Peygamberimizin vefâtından sonra bir köşeye çekilip, son derece mahzûn ve yalnız yaşadı. Hz. Ebû Bekir’in halîfeliği devrinde de böyle yaşayıp, onun vefâtından sonra Şam’a gitti. Oraya yerleşti.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bir gün Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri, Kâ&#8217;be&#8217;nin yanında durarak şöyle dedi:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Ey ahâli, sizden biri bir yolculuğa çıkacak olsa, azıksız aslâ çıkmaz, mutlaka bir yol hazırlığı yapar. Yanına yiyecek, içecek, para vs. alır. Dünya hayâtında bir yolculuğa çıkan bir insan, azık almadan çıkmazsa, ya âhıret yolculuğuna çıkacak birisi, azıksız nasıl çıkar?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Âhıret azığı</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Orada toplanan ahâli sordu:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Bizim âhıret azığımız nedir yâ Ebâ Zer?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Dünyayı iki kısma ayırınız. Birini dünyalık elde etmeye, diğerini de âhıret hazırlığı yapmaya tahsîs ediniz. Üçüncüsü size zararlı olur, fayda vermez.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri, Hz. Osman&#8217;ın halîfeliğine kadar Şam&#8217;da kaldı. Şam halkına din bilgilerini öğretmekle meşgul oldu. Şüphelilerden ve harâmlardan son derece sakınırdı. Evinde bir günlük nafakasından fazlasını bulundurmaz, hep fakîrlere dağıtırdı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bir defasında Şam vâlisi, tecrübe etmek için, hizmetçisi ile akşam onbin dirhem altın göndermişti. Ebû Zer hazretleri altınları alınca uykusu kaçtı, uyuyamaz hâle geldi. Hemen kalktı ve fakîrlere dağıttı. Yanında tek altın bile saklamadı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ertesi gün vâlinin hizmetçisi gelip dedi ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Aman efendim, dün akşam sana getirdiğim altınlar meğerse başkasına gidecekmiş. Yanlışlıkla sana getirmişim. Mümkünse altınları geri alayım, yoksa vâli benden hesap sorar.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bunun üzerine Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri buyurdu ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Oğlum, onları fakîrlere dağıttım. Sen vâliden iki-üç gün mühlet iste, ben bu parayı hazırlarım, o zaman iâde ederiz.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Vâlinin adamı durumu vâliye anlattı. Vâli, Ebû Zer&#8217;in, sözünün eri olduğunu anladı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ancak, Ebû Zer&#8217;in bir günlük ihtiyaçtan fazlasını bulundurmayıp dağıtmasını ve halkı buna teşvik etmesini, halkın anlamayacağını anlayan vâli, durumu halîfe Hz. Osman&#8217;a mektup ile bildirdi.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Medîne&#8217;den ayrıl!</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bunun üzerine halîfe, Ebû Zer&#8217;i Medîne&#8217;ye da&#8217;vet etti. Ebû Zer, Medîne&#8217;ye geldiğinde, evlerin Sel Dağına dayandığını ve refâhın arttığını gördü. Halîfenin huzûruna çıkınca, Hz. Osman&#8217;a, niçin insanların biriktirdikleri malları dağıttırmıyorsun, diye sordu. Bunun üzerine Hz. Osman buyurdu ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Yâ Ebâ Zer, halkı zühd yoluna zorla sokmak imkânsızdır. Onlar zekâtlarını verdikten sonra, benim vazîfem, onlar arasında Hak teâlâ hazretlerinin emriyle hükmetmek ve onları çalışma, iktisat tarafına teşvik eylemektir.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bunun üzerine Ebû Zer dedi ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Resûlullah bana &#8220;Binalar Sel dağına ulaştığı zaman, sen Medîne&#8217;den ayrıl!&#8221; diye emretmişlerdi. İzin verirseniz, ben Medîne&#8217;den gideyim.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Hz. Osman müsâade buyurdu. Birkaç koyun ve keçi, yetecek miktarda yiyecek vererek, Medîne-i münevvere yakınlarındaki Rebeze adındaki köye gitmesini söyledi. Ailesi de Şam&#8217;dan buraya gönderildi.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri, Rebeze’de, küçük bir kulübeye yerleşti. Gelip geçenlere, hadîs-i şerîf ve dînî bilgiler öğretmeye başladı. Halîfenin hediye ettiği, birkaç koyun ve keçisi vardı. Onlarla hayatını devam ettiriyor, dâimâ Allaha şükrediyordu.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Elbisen eskidi</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Birgün, muhterem hanımı hatırlattı:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Elbisen çok eskidi, bir yenisini bulamaz mıyız?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Bize artık elbise değil, kefen lâzımdır! Üstelik sana, iyi haberlerim var.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Hayırdır İnşâallah efendi&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- İnşâallah yakında, Allahın sevgilisi Peygamber efendimize kavuşacağım. Ey ölüm çabuk gel, rûhum Rabbime kavuşmak sevgisiyle çırpınıyor.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Hanımı ağlamaya başladı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Niçin ağlıyorsun hanım?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Kadıncağız bir şeyler söylemek için dedi ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Nasıl ağlamıyayım! Gerçekten bir emr-i Hak vâki olsa, vefât etsen, ben buralarda tek başıma ne yaparım? Sonra bir kefen bezimiz bile yok. Ayrıca kadın başıma, seni nasıl defnedebilirim?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Şimdi bunları bırak da, kapıya çık bakalım! Gelen giden, var mı?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Hanımı gözlerini sildi. Kapı önüne çıktı. Uzaklara, ufuklara baktı, baktı. Issız çöl rüzgârlarından başka, ne gelen vardı, ne giden! Üzüntüyle içeri döndü. Başını salladı:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Bilirsin ki, hac mevsimi geçti. Bu günlerde, şu ıssız çöle, kimin yolu düşebilir?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Gelirler! Gelirler! Sen şimdi kalk! Bir keçi kes; pişirmeye başla! İyi kalbli Müslüman cemâ’ati gelince, onlara ikrâm edersin. Sakın, yemeden onları salıverme!</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Hanımı, tekrar dışarı çıktı. Gözleri nemli, efendisinin emirlerini yerine getirmeye başladı. Yemek pişirirken yolu da gözlüyordu. İşte bu sırada ufukta, bir toz bulutu belirdi. Bulut yaklaştı, yaklaştı.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Gelenler var!</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Nihâyet atlılar ve develiler, açıkça belli oldular. O zaman kadıncağız buruk bir sevinçle içeri koştu:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Müjde efendi! Söylediğin gibi, gelenler var!</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Yaşlı Sahâbînin gözleri parladı ve dedi ki:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Elhamdülillah! Çok şükür, geldiler demek. Öyleyse, gel de şu yaşlı vücûdumu, Kıbleye doğru çevirelim.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Sonra Kelime-i Şehâdet getirip vefât etti. Hanımı, efendisinin dediklerini yaptı. Sonra tekrar, kapı önüne çıktı. Yolcular gelmişlerdi.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bunlar Abdullah bin Mes’ûd, Mâlik bin Eşter ve ba’zı Müslümanlardı. Kadıncağız eliyle, gelenlere evi gösterip sordu:</span></p>
<p><span style="color: #000080;">- Ebû Zer içerde, vefât etti. Onu kefenleyip, ecre, sevâba nâil olmak istemez misiniz?</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Bu ismi duyan kâfile mensupları, hep birlikte, Ebû Zer hazretlerinin hizmetine koştular.</span></p>
<p><span style="color: #000080;">Abdullah bin Mes’ûd’un verdiği kefenle kefenlendi ve cenâze namazını da, Abdullah bin Mes’ûd kıldırdı. Hazırlanan etten de yiyerek hep birlikte Medîne’ye döndüler. Çoluk çocuğunu Hz. Osman himâyesine aldı.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmetaliaktar.com/ebu-zerr-el-gifari-hazretleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

