Mehmet Ali Aktar'ın Kişisel Blogu

Kuvvetsiz Adalet aciz ; Adaletsiz Kuvvet Zalim Olur

FLÖRT VE EVLİLİK (*)

 

 

    FLÖRT VE EVLİLİK

     Yeryüzünde canlıların nesillerini devam ettirebilmesi için yaratıcımız Cenabı-ı Allah c.c dişi ve erkek olmak üzere bir çift şekillendirip yeryüzüne ADEM a.s ve HAVVA annemizi gönderip belli kurallar çerçevesinde çoğaltmış ve bizlere kadar gelmiş olan ve bizden sonrada devam edecek evlilik müessesesi kutsal olup korunması elzem olan ve de bizden istenen meşru olanın makbul olduğu YUVA nın kurulmasına bugün aile diyoruz. 


    Bir çok ailelerin yaşadığı topluluklar mezradan köye,köyden kasabaya,kazaya,illere ve nihayet bir Devlet,millet olarak karşımıza çıkmakta.Bu çoğalma şekli hayvan ve bitkiler içinde geçerli olup onlara verilen içgüdü veya yaradanın tabiat kuralları içerisindeki nizam çerçevesinde sürüp gitmekte.Ancak insan ile hayvanı ayıran özellikler bir olmayıp insan oğluna öngörülen biçilen bir yaratıcının istek ve doğrultusunda olması gerekenler var.O da bizler için doğru olanı olup uyanların,huzur,mutluluk,neşe içerisinde yaşam sürmeleri, uymayanlarında tam aksine dünyalarını karartan psikolojik,sosyolojik ve ekonomik olarak çöküş yaşamalarıdır.
Bugün için evlik öncesi flörte hoşgörü ile bakan, bunu bir medeniyet çağdaşlık diye algılayan zihniyete sormak istediğim o kadar çok şey var ki ;


     Flörtler evlilik ile sonuçlanıyor mu? Kaçta kaçı? Kız olsun oğlan çocuğu olsun ortaokul,lise ve üniversite çağlarında birkaç flört yaşadıktan sonra evleneceği kişinin kendisi kaçıncı olduğunu sorgulamayacak mı? Acabalar istifhamlar oluşmayacak mı? Diğer flörtlerden kalan tatları yaşayabilecek mi?
Yoksa hayal kırıklığına uğrayıp iç dünyasında kimseyle paylaşamayıp kendi kendini yiyip bitirecek mi? Bir başkasının yediği yemeği veya kaşığını tiksinmeden kaldığı yerden devam edebiliyor muyuz? Çünkü artık.
Bu araba değil ki ikinci, üçüncü el alasın veya tamponu sağı solu hasar göreni kaportaya sokasın. Bu bir cansız varlık değil ki kız olsun erkek olsun hiç fark etmez. İkisinin de bakir olmaları şart ki; gelecek nesillerden medet umalım.
 
      Ha..! Kabul edene lafım sözüm yok.Hazım meselesi midesine ve düşüncesine güvenene buyursun.Bir anne veya baba çocuğunun mutsuz bir evlilik yapmasını ister mi?
      Hayvanlar da,örnek köpek mi yok! Oysa bir Sivas kangal köpeğinin neslini korumak için ırkının özelliğini bozmamak için koruma altına alınıp kırma olmasına müsaade edilmiyor.Yarış atları,Van kedisi v.s niçin hayvanlara dikkat ediyoruz da kızımıza oğlumuza da bu çerçevede düşünüp koruma altına almıyoruz.
Ha..! Kızını dövmeyen dizini döver.Kızını salarsan ya davulcuya ya zurnacıya varır diyen atasözleri tecrübe değil mi? Peki flört eden kızlar oğlanlar kimin? Benim,senin,onun,bunun değil de kimin? Hoşunuza mı gidiyor çocuklarınızın bu davranışları yoksa göz mü yumuyoruz? Onlar için iyilik mi kötülük mü yapıyoruz? Hiç mi üzülmüyoruz bu gidişata? Büyüklerde gençlerden farkı kalmamış boşanmalar,metres dost hayatı yaşayanlar,aldatılan karı kocalar,kuma ile yaşayanlar ayyuka çıkmış normalleşmiş.Her şey mubah mış gibi algılanıyor.Bence BİR ANORMALLİK VAR BU İŞTE.
     Psikologlar, psikiyatristler, sosyologlar,din diyanet,devlet,millet,öğretmenler, dayılar,amcalar,teyzeler,halalar,mahalledeki komşular, gazeteciler, üniversiteler v.s kimi ilgilendiriyorsa herkes elinden geleni yapmalı buna toplumda hep beraber tepki göstermeliyiz ki manen maddeten; TEMİZ FERT,TEMİZ AİLE,TEMİZ TOPLUM,TEMİZ DEVLET sloganımız olsun diye arz ediyorum.4 de 1 okuyucularıma.
Çocuklarımıza temiz gelin,temiz damat,temiz kayınpeder ve kayınvalideler dileklerimle mutlu yuvalar hayırlı evlat ve torunlar Cenabı-ı Allah c.c dan niyaz ediyorum AMİN.
4 DE 1E SEVGİ SAYGI VE HÜRMETLERİMLE; anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az.Temiz kalın bu kirin ilacı yoktur vicdan azabı çoktur ALLAH a emanet olunuz.

 


(*)CAHİT YETGİN

 

 

 

 

 

ARAYACAKLAR SENİ AMA..

                                                                                                                                                                   

VER VER, ALMA.

            KANUNUDUR BU MESLEĞİN,

ARAYACAKLAR SENİ ÖĞRETMEN 

 AMA,

KANATLARINDA OLACAKSIN MELEKLERİN..

                                               ÖZCAN TÜRKMEN                           

 

 

                  

GÖZLER YAŞARMADIKÇA, GÖNÜLLERE BAHAR GELMEZ.

TÜRK POLİS TEŞKİLATININ 165.YILINI GURURLA KUTLUYORUZ.

 

TÜRK POLİS TEŞKİLATININ 165. YILINI KUTLUYORUZ.

 GÜVENLİĞİMİZİN TEMİNATI,

 MASUMLARIN VE MAZLUMLARIN HAMİSİ,

  HUZUR BOZANLARIN, SUÇ İŞLEYENLERİN KORKULU RÜYASI,

 POLİSİMİZLE GURUR DUYUYORUZ.

ALLAH YÂR VE YARDIMCINIZ OLSUN..

 

BİR GÜNLÜĞÜNE CUMHURBAŞKANI OLAYDIM (*)

 

 

Bir Günlüğüne Cumhurbaşkanı Olaydım!

Bir Günlüğüne Cumhurbaşkanı Olaydım.

Ağlayan analar! CANLAR!

Feryatları duyan var mı gerçekten?
Seksen yıldır bu ülkede,
Aşağıdan yukarı ses gitmiyor!
Canları yanıyor insanların!
Canım yanıyor!

“Şehit Anaları”
Ve göz ardı edilen “Terörist Anaları!”
Biri dağda, diğer evladı orduda olanlar!.
Canlar!

Sizin için ne yapsam ki!
Ne yapsam da, yüreğinizde yanan alevi hafifletecek,
Bir damla su da ben olsam!
Sonra başkaları eklense bana!
Damlalar, gürül gürül akan sular, sellere dönse!
Ülkemdeki bütün yangınlar sönse!
Yanmasa başka anaların yürekleri!

Ah keşke.!
Keşke,
Bir günlüğüne Cumhurbaşkanı olaydım.!
Sadece şehit analarıyla iftar etmez,
Yalnızca erlerle karavana yemezdim!
İftar verirdim;
Şehit analarına da, terörist analarına da.
Hiçbir şey söylemeden, kimsenin gözüne bakmadan,
Yüreğim dayanmazdı, yüreklerden gözlere yansıyan acılara..!

Sonra alırdım anaları!
Sağ yanımda birileri, sol yanıma diğerleri,
Bir elimde kuru ekmek, bir elimde kuru tezek.
Yürürdüm Gabar dağına!
Ne bir koruma,
Ne de bir asker!
Şehit anaları,
Terörist anaları,
Ve ben!
Bir de çatışmalarda sakat kalmış iki er!.
Hem de gece!

Acıkırsak, kuru ekmek yer,
Üşürsek, tezek yakar ısınırdık!
Tepede birileri karşılardı bizi.
Önce göz göze gelir,
Sonra kucaklaşırdık her hal.!
Ertesi gün bayram yapardık.
Bayramımız, “bayram” olurdu.
Sonra ölsem de gam yemezdim!
Olsun bir günlüğüne cumhurbaşkanı oldum ya! Yetmez mi?!

Ah! Keşke!
Keşke, bir günlüğüne cumhurbaşkanı olaydım!
Olaydım da öleydim.!

(*)Psikiyatrist Dr.Hamdi Kalyoncu(www.hamdikalyoncu.com)

Dağda Yaşanmış Müthiş Bir Olay; “Niye! Niye?!”(*)

 

Dağda Yaşanmış Müthiş Bir Olay; “Niye! Niye?!”

“Temmuzdu. Dağlar nispeten serindir, ama hava o gün çok sıcaktı. Takipteydik; 5-6 kişi kişiydiler.

Bir tepeyi sardık.. Komutan ve birkaç arkadaş onların bulunduğu tarafta, aşağıda kaldı. O taraftan ilerleme imkanı yok! Biz dağın öte yamacından yukarılara doğru, yan yan tırmanıp arkadan sarmaya çalışıyorduk.

Diğer arkadaşlar arada bir ateş ediyor, başka tarafa kaymalarına izin vermiyorlardı.

Yeterince yükseldikten sonra, onların bulunduğu yere doğru yöneldik. Az sonra birini fark ettim. Önümdeydi. Atsam, kurtulması imkansız.

İki sebeple ateş etmiyordum.

Onu hemen vururdum, ama ateş etsem, yerim belli olacak. Onlardan benim görmediğim biri de beni vurabilirdi. İkincisi; nasıl olsa o beni fark etmedi, biraz daha sokulayım, garanti olsun dedim.

Ölümün soğuk terlerini döktüğümü hissediyordum. Her an bir başkasının da bana ateş etmesi mümkündü.

Aşağıdan atış sesi gelmiyordu. Az ötede, beni korumak üzere diğer arkadaşım pusuya yatmış bekliyor.

Ateş etmek içimden gelmiyordu. Karşımdakinden yana endişem yoktu. O beni fark edip dönene kadar kesin indiririm diye düşünüyordum. Biraz daha sokuldum. 20-25 metre ya var, ya yoktu. Kafasını bazen çok hafif çeviriyor, gözleri ile etrafı taramaya çalışıyor. Belli ki o da korkuyor. Sanki dudaklarının kımıldadığını, bir şeyler okuduğunu hissettim. İsteseydim çok rahat vururdum.

Arkadaşıma yerinden ayrılmamasını işaret ettim. 3-5 metre daha yaklaştım.

Her an beni fark edebilirdi; daha fazla bekleyemezdim.

Birden atladım; ‘Kıpırdama!’ dedim. Aynı anda o da tüfeğini bana doğrulttu.

O, yarım yatmış vaziyette, ben onun başından aşağı.

Hiç bu kadar ölmeye, öldürmeye yakın olmamıştım. Bu katıldığım üçüncü operasyondu.

Ne, o, tetiği çekebiliyor, ne ben! Göz gözeyiz.

İşini bitirebilirdim, ama yapamadım. O da ateş etmiyordu. Öylece kalakalmıştık.

Öldürmek istemediğimi biliyordum.

Belki o da öldürmek istemiyordu. Benim istemediğimi de anlamıştı sanki.

Gözümün içine bakıyordu.

‘Niye! Niye?’ der gibiydi. ‘Ölmek niye!’ ‘Öldürmek niye?!’

Şu elimizdeki silahları yanı başımızdaki sert kayalara vurup, kırıp sarılmak, sarılıp kucaklaşmak geldi içimden.

Titrek bir sesle; ‘Bırak silahını!’ dedim. Tereddüt etti, ‘sana güvenebilir miyim?’ der gibiydi.

‘Bırak!’ diye, biraz daha sert sesle bağırdım.

Bir eli yana inerken ötekiyle silahını bana uzatıyordu ki, birden bir silah sesi patladı. Yüz üstü yığılmıştı; boynundan vurulmuş.

Arkadaşımdı ateş eden. Koşarak geldi. ‘Neden! Neden yaptın?’ diye bağırdım, boğuk bir sesle.

Silahı elimden fırlattım; üzerine eğildim.

Elimi boynunun altına soktum; gözlerimin içine baktı. Sonra başı yana düştü.

Kendimi kaybettim. Üzerine kapanmış hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamışım.

Sonra neler oldu bilmiyorum. Hastaneye yatırmışlar beni. Günlerce kendime gelemedim.

Onu her gece rüyamda görüyorum. Bitmiyor, gitmiyor gözümün önünden! Sürekli beynimin içinde haykırıyor! Sanki dağlarda yankılanıyor sesi!”

‘Niye! Niyee?’

Ben işte..! Böyle..! Özür dilerim, doktor bey! Mani olamıyorum. Tutamıyorum kendimi, Ağlıyorum sürekli!

(*)Dr.Hamdi Kalyoncu
www.hamdikalyoncu.com

HABİB BABA..(*)

 

sultan 4. murat resimleri

HABİB BABA

Habib Baba, 4. Murat devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah dostlarındandır. Yaşlıdır, fakirdir, gariptir. Fakat Rabbinin katında da âlemlere denk bir değerin sahibidir.

Yaşlı Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda Erzurum’dan İstanbul’a gelmiştir. Yolculuğunun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider…  Niyeti, şöyle iyice bir keselenip, paklanmak… Bedenini de ruhuna denk kılmaktır. Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez. ‘Bugün’ der, ‘Sultan Muradın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz.’ Habib baba üzülür… Rica, minnet eder, yalvarır… ‘Ne olursun’ der, ‘kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım. Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum. Binbir dil döker. Hamamcı ehl-i insaftır… Dayanamaz… Kabul eder… Hamamın en sonundaki odayı göstererek…

 

‘Baba şu odada hızla yıkanıp çık, parada istemem. Yeter ki vezirler, senin farkına varmasınlar.’ Habib baba sevinerek kendine gösterilen yere girer. Yıkanmaya başlar… Ve bu arada hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir. Boylu, poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. Onunda görünümü fakirdir… Ama sadece görünümü… İkinci müşteri kılık değiştirmiş, 4.Murad’dır. O gün vezirlerinin topluca hamam âlemi yapacaklarından haberdar olan padişah merak etmiştir.

‘Hele bir bakalım’ demiştir, ‘bizim vezirler, hamamda benden uzakta, kendi başlarına ne yaparlar, nasıl eğlenirler?’

Ve bu merak padişahı, tebdil-i kıyafet ettirerek, hamama getirmiştir. Az önce yaşananlar bir kez daha tekrarlanır… Hamamcı vezirler der almak istemez… Padişah ise, ‘ne olursun’ der, bastırır ve padişah galip gelir… Habib babanın yıkanmakta olduğu odayı göstererek, genç padişahın kulağına fısıldar:

‘Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor. Sende sar peştamalı beline gir yanına… Beraber sessizce yıkanın, bir an evvel çıkın… Ve ekler: ‘Aman ha! Vezirler varlığınızı bilmesinler.’

cinili_hamam_turkish_bath_1.jpg

Sonra 4.Murat da Habib babanın yanına süzülür. Beraber sessizce yıkanmaya başlarlar. Bu arada, hamamın büyük salonundan gelen tef, dümbelek, şarkı, türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır… Habib babanın gözü, genç hamam arkadaşının sırtına takılır. Biraz kirlenmiş gibi gelir ona… Allah hikmeti gereği dostuna, o yanındakinin tebdil-i kıyafet etmiş padişah olduğunu ilham etmemiştir… Ve yanındakini, görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanlı zanneden Habib baba yumuşak bir sesle konuşur: ‘Evladım’ der, ‘Sırtın fazlaca kirlenmiş, müsaade edersen bir keseleyivereyim.’ Padişah aldığı bu teklif karşısında şaşkınlaşır ve büyük bir haz duyar… Haz duyar, çünkü ömründe ilk defa biri ona, padişah olduğunu bilmeden, sırf bir insan olarak, karşılık beklemeksizin bir iyilik yapmayı teklif etmektedir. Memnuniyetle Habib babanın önünde diz çökerken: ‘Buyur baba’ der, ‘ellerin dert görmesin’ Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı çınlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4.Murad’ın sırtını bir güzel keseler… Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin kölesidir. ‘Baba’ der, ‘gel bende senin sırtını keseleyeyim de ödeşmiş olalım.’ Habib baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle; ‘Olur evlat’ deyip, sultanın önünde diz çöker. Bu arada, Sultan Murat kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar… ‘Baba’ der, ‘görüyor musun şu dünyayı… Sultan Murad’a vezir olmak varmış… Bak adamlar içerde tef, dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi…’ Habib baba Sultan Murad’ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile bırakmaz, kendi hükmünü söyler… Sultan Murad’ın Habib babadan duydukları, ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürten cinstendir:

‘Be evladım’ der, Habib baba, ‘Sultan Murat dediğin kimdir? Sen asıl Âlemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sırtını bile Sultan Murad’a keselettirir…’

         Ne baba imişsin be Habib! Ayaklarına kurban olayım.

         Bugün kim kimi kimin için keseliyor diye sakın sormayın bana…

 (*)Alıntı_Mehmet Mutluoğlu

Bu Yollar Size Neyi Hartırlatır Bilmem?

                                        Uzun İnce Bir Yoldayım

                                         Uzun ince bir yoldayım
                                         Gidiyorum gündüz gece
                                         Bilmiyorum ne haldeyim
                                         Gidiyorum gündüz gece

                                        Dünyaya geldiğim anda

                                        Yürüdüm aynı zamanda
                                       İki kapılı bir handa
                                       Gidiyorum gündüz gece

                                       Şaşar Veysel hep bu hale
                                       Gah ağlaya gahi güle
                                      Yetişmek için menzile
                                      Gidiyorum gündüz gece

 

                                                                                   Aşık Veysel   

Kaynak: Asik Veysel

 


Yöre: Sarkisla

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZİ UNUTMADIK… UNUTMAYACAĞIZ…

 

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZİ, SAYGI, MİNNET VE DUÂLARLA ANIYORUZ..

DAHA 18-19-20-22 YAŞINDAKİ ANAKUZULARI..

 BİZLER İÇİN NE BÜYÜK FEDAKARLIKLAR YAPTINIZ..

EN KIYMETLİ VARLIĞINIZI.. CANLARINIZI VERDİNİZ..

 SİZLER HER GEÇEN GÜN BU NECİP MİLLETİN GÖNLÜNDE KÖK BUDAK SALIYOR,

 RUHUMUZU KAPLIYOR, BİZLERİ SARSIYORSUNUZ…

SİZE ŞÜKRANLARIMIZI İFADE İÇİN,

NE ZAMAN, NE MEKAN, NE DE SATIRLAR KÂFİ GELMEZ..

EL FATİHA..MEA’S-SALAVAAT….

ELAZIĞ DEPREMİ MİLLETÇE HEPİMİZİ UYARMALI.

*** Bu fotoğrafı görüp de Elazığ’a hiç değilse bir samimi duâ, bir içten yakarış göndermeden uyumak,

mümkün mü?  Bu fotoğraf eminim sizin de yüreğinizi kanatmış olmalı..

ELAZIĞ DEPREMİ, HEPİMİZİ CANEVİMİZDEN VURDU.

CAN VE MAL KAYBIMIZ VAR. YÜREĞİMİZ YANDI.. DEVLETİMİZ VE YÖNETİM, MADDİ HASAR İÇİN

 ALIŞILMIŞIN DIŞINDA HIZLI VE ORGANİZE..İNŞALLAH YARALAR SARILACAK, KERPİÇ EVLER

 TARİHE KARIŞACAKTIR BU VESİLE İLE.. ÇÜNKÜ CAN VE MAL KAYBI EN ÇOK BURALARDA.. 

 RABBİM MİLLETİMİZE ve  ACILI AİLELERE SABIR VERSİN.

. DÜNYASINI DEĞİŞTİRENLERE, RAHMET NİYAZ EDERİZ..

 ALLAH MİLLETİMİZİ AFETLERDEN, KAZALARDAN KORUSUN;

 KORUNMA BİLİNCİ VE EYLEMİ NASİP ETSİN..(AMİN)