Mehmet Ali Aktar'ın Kişisel Blogu

Kuvvetsiz Adalet aciz ; Adaletsiz Kuvvet Zalim Olur

SULTANGAZİ’DE NELER OLMALI?___Pazaryeri Projeleri

      **Böyle modern  kapalı pazaryerleri Sultangazi’de  neden olmasın?

                 Sultangazi ilçesi’nde pazaryerleri mevzuu önem arzediyor. Birkaç gün önce burada yazdık. Y.Emre Mh. C.tesi Pazarı ile ilgili Belediyemizin yaklaşımı halk tarafından çok olumlu karşılanmıştır. Bu demokratik ve değer verici tavır Belediye Başkanı Altunay’a ciddi prim yaptırmıştır.

               Elbette herkes, pazaryerinin kendisine yakın olmasını ister.

              Ancak, esas üzerinde durulması gereken, nihai planda, pazaryerlerinin, halkın huzur ve güveni ile birlikte  sağlıklı ortamda oluşturulmasıdır.

           Kısaca,  Sultangazi’li, modern, temiz, güvenli PAZARYERLERİ  istiyor ve buna layık.

           Sultangazi’nin 15 Mahallesine , hiç değilse 10 KAPALI PAZARYERİ KURULMALIDIR. Bu kapalı sistemler, ülkemizde çok kaliteli ve güvenli olarak yapılmakta. Eklem, istavroz sistemiyle, yalkaşık 20 dönümlük bir saha sadece üstü olmak üzere kapatılabiliyor. Üst kısmın kapalı olması zaten yeterli. Kış- yaz halk huzur içinde, yağmurdan, kardan, sıcaktan korunarak alışverişini yapsın.

         Diğer zamanlarda da, halka faydalı başka amaçlar için kullanılacak şekilde yapılırsa âlâ olur. Mesela otopark gibi.

         Sultangazi Belediyesi, Başkan Cahit Altunay tasarrufuyla, ciddi projelere imza atacaktır. Buna inanıyoruz. Pazaryerleri projesi de bunlardan biridir.

 

  ** Mesela aşırı masrafa kaçılmadan böyle pazaryerleri yapılabilir..

        Duyduk ki, KAPALI PAZARYERLERİ konusunda ciddi çalışmalar yapılmaktaymış. Başkan Yardımcısı Hacı Bey’in ağzından bizzat bunu duymak bizleri sevindirmiştir.

        Hergün, daha modern,  daha yaşanılır,  daha kardeş  Sultangazi’de yaşamak dileğiyle..

       Daima “huzurda” olmak duasıyla..

CUMA DÜŞÜNCELERİ….Hayat Akıp Giderken

SEYREYLE SEN GÜMBÜRTÜYÜ

Yerden göğe küp dizseler,

Birbirine bendetseler,

Altından birin çekseler,

Seyreyle sen gümbürtüyü.

Yunus Emre

 

 

Hayat denen yolda giderken, yola ve yolculara feraset nazarıyla bakabilmek..

Yolun çevresini, yapısını incelemekle meşgul olurken yolda yürümeyi unutmamak..

Çocukluk dediğin bir kıpırdanış, en berrak saflığın sevimlilikle ve sevgiyle kaynaşması..


 

Gençlik bir küheylan hızı, çevikliği, cesareti ile kuş olup uçmak, toz olup savrulmak, akıl olup aklanmak, aşık olup yanmak..  Belki  yolu yordamı unutuverme girdabına düşmek..

Olgunlukta açılır kalomoza defterler.. Sanki fırtınadır, “yaşam” diye gelip geçen.. Sis perdeleri dağılır gözler önünden.. Gözlere gözlük, akıllara nur, yollara ışıktır olgunluk denen..

Bir el uzatımlığı kadar hemen yakında yanıbaşımızdadır yaşanmış.

Birşeyler uçuşur aklımız üzerinde..Yürek başka bir çırpınışa geçmektedir. Hayat denen yolda ilerlerken olgunluk,  yürekle aklı kullanabildiğin ölçüde, aşk’a odaklanan, sonsuzluğa kilitlenen  rampadadaki füzedir..

Yolu, yolcuyu, yol zamanını veya zamansızlığını idrak , kimini gençliğin baharında, kimini olgunluğun rampasında,  “insan” eder.. Kimi de teneşirde uyanır.. Heder..Keder..

İhtiyarlığın imkansızlığı alev alev yakar insanı.  Dildeki “vah vah” ları, “ah..ah..” a, “Hak..Hak”a dönüştürememişsen inlemek, ağlamak senin hakkın ihtiyar. Geçiverdi değil mi bitmez gibi görünen zaman.

 Keşke zaman varlığı yerine,  zamanın olmadığını, “bir an” içinde yaşadığını farkedebilseydi ihtiyar..

İşte yolun sonu, tünelin ucu şuracıkta.. Çocuklukta ve gençlikte de öyleydi. Ama yol kenarındakilerle, yol halleriyle,  belki cazibesiyle ilginenirken unutuverdin bunu.. Zamanın zamansızlığını..

İhtiyar dediğin, bunların bilinciyle yaşar.. Bilmeyenlere şaşar..

Çevresine ve arkadan gelenlerin karanlık yollarına ışıklar saçar.

Her nefesi “hu” her gülüşü “şükür” , her hüznü  “tevbe ve istiğfardır”  bahtı aydın ihtiyarın.

İster öyle, ister şöyle; ister ölü, ister diri.. Yaşanır bu hayat.. Çocuk, genç, ihtiyar..

Geçer yol kenerındaki kener taşları hızla birbir ardına..

Ölümden ne korkar durursun be insan.. Ölüme hazılanamamaktan kork..

Son dakikada gümbürdeme ve gümbürdetme..

Yerden göğe dizdiğin, birbirine özenle bendettiğin küpler,  son nefeste fayda verecek mi acep?

   O bülbül gibi şakıyan diller  Allah diyemezse nice olur halin?.. Nasıl olur o gümbürtü..?

Rahman ve Rahim olan Allah’ı anar,  O’na sığınırız. Resûlüne salat ve selam ederiz. Rabbimize verdikleri için hamd ve şükr ederiz..

Daima “huzurda” olmak dileğiyle..

,

 

 

EBUZER EKOLÜNÜ SEÇMEK ONURLU DURUŞTUR


Değerli Dostlar,

Ashabın büyüklerinden, Allah Resûlü (a.s)’ın mesajını derinlemesine, iliklerine, hücerelerine kadar sindiren EBU ZER (r.a)’ın hayatını okurken gözpınarlarımda birkaç damla yaş kuruttum. Halimiz, ahvalimiz, müslümanlığımız, bu minvalde geleceğimiz kaygılara sevkediyor bizi..

Ben,   ışıldayan o parlak yıldızı çok seviyorum. Haddim değil ama kendimi, hayatımı, iç dünyamı

biraz O’na benzetiyorum. Yalnız ama onurlu olmak.. Öyle yaşamak, yaşayabilmek..

Günümüzün tüm müslümanları, hele dünyaya meyleden, Karun gibi servet içindfe yüzenler Ebu Zer R.A.’ı iyi okumalılar.

Ebu Zer (r.a)’ı ” EBU ZER: ISSIZ ÇÖLDE YALNIZ MEZAR.” Başlıklı, Sayın İhsan Eliaçık’ın yazısını okursanız daha iyi anlayacaksınız. Israrla tavsiye ediyorum. Çünkü çıkış yolu Ebu Zer yolu..

[Read the rest of this entry...]

HAYATIMA DAİR……..3


1975 ..Ortada Kandıra’lı Cavit Demiröz..  Öğretmen.30 yıl sonra Kandıra’da evvelki yıl görüştük.

İzmit, 1972-1976

Sıhhıye Rıza Amca ve Şevket Amca..

Vakıflar Yurdunda kalıp okulumuza devam ediyordum.. Bir yandan, yeni kitaplar alıyor, okuyordum, diğer yandan ,  PINAR, Yeniden Milli Mücadele dergisine abone olmuştum. Daha sonra “İlim, Kültür ve Sanatta GERÇEK “  dergisine de abone olmuştum.. Bu dergilerin, birisi haftalık, birisi aylık, diğeri 3 aylık dergilerdi. Her çıktıklarında, söz yerindeyse su gibi içerdik.

Bu dergiler ve Otağ yayınları arasından çıkan yayınlar,   gençliğe merhaba dediğimiz sıkıntılı günlerde bize bir cansuyu gibi geliyordu.. Hocalarımızın ilhamı, büyüklerimizin nasihatleri ile birlikte, bu okumalar bize geleceğimiz adına çok şey katacaktı.. O günlerde, o dergileri bize ulaştıran, yazılarıyla, akıl, gönül ve ruh dünyamızı olumlu yönde dokuyanlara şükran ve minnet borçlu olduğumu ifade etmek isterim.. Hepsinden Allah razı olsun.. Ahirete irtihal edenler için duamızı da eksik etmiyoruz..

Bu arada  tanıştığımız ve bize kültür zenginliğinin yollarını açan grup da anlaşılacağı üzere Yeniden Milli Mücadele Grubu. Sıkı bir “Kültür Çalışması” yapardık.. Dünyada ve Türkiye’de Gerçek Emperyalizm, İlmi Sağ, İnkılap İlmi, Türkiye’de vatan bölme faaliyetleri, Sion Önderlerinin Protokolleri, Millet Düşmanlarının İhanet Planları, Fener Patrikanesinin programı, Kadroların Vazifeleri, İslam İnancının Temelleri AKAİD, Hz.Peygambern Hayatı vb. Pek çok kitabı 3-5 kişilik gruplar halinde okurduk, yorumlardık. Buna “Kültür Çalışması ” denirdi.. Kültür çalışmaları, sadece kitap okuma değil, aynı zamanda, sosyal, siyasal, politik gelişmemizi de sağlıyordu.. O zamanlar, Mücadeleciler, yurtları, yayınları vs. ile gıpta edilen bir gençlik teşkilatıydı..  Muhterem Edibali ve arkadaşlarına ülke insanı bu açıdan, verilen hizmetler için, gösterilen gayretler için teşekkür borçludur.. Hiç değilse 25 bin dolayında vatan evladını bu OKUL , vatansever, inancına, kültürüne ve tarihine bağlı; bilinçli kadrolar olarak yetiştirmiştir. Bu önemli bir kazanımdır. Ne var ki, sebepleri mutlaka vardır, bu okul işlevini yitirmiştir.. Kendini güncelleyememiştir. Ve 1978-80 lerde donmuştur.

[Read the rest of this entry...]

HAYATIMA DAİR…2

İzmit, 1972-1976

*İzmit İ.H.L bahçesinde teneffüste Nurettin Uludağ ile.

İzmit İmam-Hatip Lisesine kaydolmak üzere, Karabük Kayabaşı mahallesindeki 2.5 odalı gecekondumuzda hazırlıklar yapılıyor.. Rahmetli anacığımın yüreği dağlanıyor.. Bunu hissediyorum. Elbiselerimi hazırlarken, gözlerinden yanaklarına süzülen yaşlar haala gözümün önünde.. Ana yüreği. Ah anacığım…

[Read the rest of this entry...]

HAYATIMA DAİR_1

Hatırlarım da, ilkokula ve ortaokula kayıt günlerimi… İlkokulda ilk öğretmenim  Karabük  Pembeevlerde oturan  saygıdeğer insan rahmetli Mustafa Demir’di. Kasabada prestiji yüksek öğretmeni, dayanışmacı, birlik dirlik içindeki öğretmenleri altı yaşlarımda o zamanlar tanıdım.

Necip Güven rahmetli ikinci sınıftan son sınıfa kadar öğretmenimdi. Giyim kuşam dahil dünyama yeni bir pencere açmıştı. Beş sınıflı köy ilkokulunda (Bostancılar Köyü, okullu göletin okulu) demek ki, öğretmenimiz de sıkılırdı, son saatlerde bana türkü söyletirdi… ”Gurbet yolu…” , ”Gelmişim Meyhaneye…”, ” Kadifeler gibisin…”, ”Fırat kenarında yüzen kayıklar…”, ”Şu uzun gecenin gecesi olsam…” v.b. en çok söyledğim türkülerdi.

[Read the rest of this entry...]

SULTANGAZİ BELEDİYESİNİN SORUNLARA YAKLAŞIMI..

Birkaç gün önce kapımın zili çaldı. Bir anketördü gelen. Sultangazi  belediyesinden geldiğini, “C.tesi pazarının kaldırılması konusunda”  görüşümüzün ne olduğunu soruyordu. Başka sorular da vardı tabi. Ama ana soru buydu. Kaldırılmaması yönünde görüş bildirdik.

Bugün (C.tesi) Cumartesi pazarının girişinde ve Y.Emre son durak meydanında ”Oyunuza başvurduk, %63 kalkmasın, %37 kalksın. Pazaryeri devam ediyor.” diye pankartlar gördük.

[Read the rest of this entry...]

ÇOCUKLARIMIZ, GENÇLERİMİZ VE İNTERNETCAFE’LER..

Bir internetkafe’ye gidin, çok değil, onbeş yirmi dakika çaktırmadan gözlem yapın.

Bu milletin sorumlu bir ferdi olarak, ibret nazarıyla gözlemleyin..

Bilgisayarım arızalandı, İnternet’e gittim, bir masaya oturdum araştırmamı yaptım, bu arada işte bu yazıyı yazıyorum. Gördüğüm, dinlediğim manzara üzerine.. Anlaşılan buradan çok yorgun ayrılacağım.

[Read the rest of this entry...]

CUMA DÜŞÜNCELERİ_ AVARE GÖNÜL..

 

 

                Dinle ey nefsim..!

                Dinle ey avare gönül..!

              Göğüs kafesinin biraz solunda gece gündüz; uykuda uyanıklıkta; seferde hazarda; sevinçte tasada.. Bir çağlayan misali akıp duran, hep canlı ve çalışan.. Canevimiz.. Can merkezimiz..Kan merkezimiz.. Bu yumruğun kadar et parçasının marifetlerini anlama çabasının neresindesin?

              Bu çırpınıp duran, her çırpınışında Al-Lah diyen bu can merkezini, sahiden dinleme ayıklığını gösterebildin mi?

                                                               Allahumme salli alâ Muhammed..!

               Düşünce manyetiği ve yüksek ruh enerjisi ile, can merkezin nasıl irtibatlı, nasıl huzura katlı.. Dinle bir kendini..  Kulak ver KALP denen bu mucizeye.. Nasıl çarpıyor..Nasıl çırpınıyor…? Kim için canhıraş bir gayretle çırpınıyor?..

     

                “Kendini bilen Rabbini bilir.” Diyen Hz. Ali(R.A), alemlerin yaratıcısı, sınırsız güç, Yüce Mevla’ya giden yolda, “ kendinden başla”  derken ne muazzam bir tespitte bulunuyor.

                                                                Estağfirullah..El Azim..El Keriim…

                  Günümüz dünyasının ve Türkiye’sinin muhtaç olduğu “huzur” “dinginlik” ve “doymuşluk ” İslamın batıni açıdan yorumlanmasıyla mümkün olsa gerek.. Bilinir ki insanoğlunun iç alemi, dış alemden daha derin, daha büyük, daha renkli…

                 Dünya cilveleri, dertleri, kederler; saltanat ve kâşâneleri kişiyi bunaltacak kadar önemli ve büyük hale gelmişse, bunalımların kucağından ancak AŞK ‘LA sıyrılmak mümkün olabilir. Bu hâl renksiz, vasat, küçük dış alemden iç aleme yönelme başarısı,  daralan yolların açılması, kasvetli gönüllerin aydınlanması demektir…

                                                              Dinle neyden kim hikayet etmede,

                                                             Ayrılıklardan şikayet etmede.. (Hz. Mevlânâ)

                     Canı ayrılık kıskacından kurtarıp Canan’a ulaştırmak gayreti içinde olmadıkça, hayat denen kısacık zaman dilimi, upuzun bır ızdıraba dönüşür.. 

                     Evet dünya insanlığının ve insanımızın pek çok gailelerle meşgul olduğu; ciddi ve derin problemlerle boğuştuğu bu zamanda en önemli mutluluk anahtarı TASAVVUF TERBİYESİ’dir. Bu satırların yazarının, bu konuda söz  beyanının haddine olmadığının bilincinde olarak, cahilce de olsa bu hususu belirtme gereği duyulmuştur. Bu da O’ndan.. Herşey O’ndan, O’nunla ve O’na göre ise bu da O’ndan.. Belki yazarın emekleme, ilgilenme çağları.. Kim bilir?

                   İstanbul malum, iki koldan fethedilmiştir. Akşemseddin Hazretleri çadırında öteler ötesinde, batın cephesinde gözyaşlarını sel ederken; beri tarafta Fatih Mehmet Han, atını denize sürmekte, balistik hesaplarını bizzat kendisinin yapıp döktürdüğü toplarla Bizans surlarını dövmektedir.

                   Şu halde gelişme ve kalkınma için, ilerlemek ve güçlü olmak için, FATİH  de lazımdır, ALŞEMSDDİN de…

                   Akşemsettin Hazretleri, olayın AŞK boyutundadır. Fatih ise olayın icra boyutundadır. Biri diğerini tamalamaktadır. Fatih’i,  hocası Akşemsettin ve devrin büyük Velisi Şeyh VEFA Hazretleri kendi boyutunda bırakmış, “boyut değiştirmesine” müsade etmemişlerdir. Zira hayat iki boyut üzerinden ilerlemek zorundadır.

                   Tasavvufu, uyuşturan, Hin tve Yunan felsefesi esintilerinin İslama bulaşması olarak yorumlayanlar;  Selçuklu ve Osmanlı’nın çöküş sürecini hızlandıran önemli amil olarak görenler ikinci boyutun ham ve hantal beyinleridir. Dahası birinci boyutu  (AŞK) hayal bile edemeyenlerdir.

                   Tasavvufun mertebeleri, kuralları, nefis terbiyesi.. Mürşid, Şeyh.. Mürid.. Kendi başına bir mektep ve eğitim metodolojisi ortaya koyar.. Herkesin birinci boyutta veya ikinci boyutta seyretmesi sonuca varmayı mümkün kılmaz. İki boyutlu ilerleme zorunluluğu var. Tıpkı büyük Fetih’te olduğu gibi.

                    Ancak, insanın yaratılışı, ilahi cilve olarak, iki boyuta da meyillidir. Fert kendinde hangi boyut ağır basıyorsa bunu bilmeli ve o yönde ilerlemelidir. AŞK boyutu ağır basanlar aşk’a, İcra boyutu ağır basanlar İcra’ya yönelmelidir. Her iki yönden de yürürken, hareket zemini elbette Rızay-i Bâri’dir.

                   Herkes Fatih.. Herkes Akşamseddin olmaya kalkarsa..  Yani, toplum sadece Fatih’lerden veya Akşemseddin’lerden oluşacak olsa..Tek yanlı bir durum dengesiz olacağından zorluklar  çıkar.. Oysa İslam’ın, Hz.Peygamber(s.a.v)’in tavsiyeleri ”DENGE, itidal, ortayol ” üzeredir. Tasavvufu ifrat vb. gibi değerlendirmeler yarine, denge olarak ele almak daha isabetli olsa gerektir.

 

 

                    Burada Büyüklerin sözleriyle yazımızı sonlandıralım…

                   “İlmi ile amel etmeyen alim, başkalarını giydirdiği halde kendisi çıplak olan iğne gibidir..”  Gazâli

                   ”Büyük bir adam olmak, “iyi bir adam olmaktan” kolaydır..”  Abdulkadir Geylâni

                  “Maddi hayata meyledenler için hayat,deniz suyu içmeye benzer;  içtikçe susarlar, susadıkça içerler…”Muhiddin Arâbi

                  “Hiçbir mal sizin değil, neyi bölüşemiyorsunuz?   Hiçbir can sizin değil, niye dövüşüyorsunuz?” Mevlana Celaleddin Rumi

                  ”Bizim yolumuz irfan yoludur. İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır..”Hacı Bektaş Veli.

                 “Ölmek felaket değildir, öldükten sonra başa gelecekleri bilmemek felakettir..” İmam Rabbani

                “Herşeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyattan kördür..”  Bediüzzaman

                                                       La İlahe İllallah Muhammedün Resûlullah

                 Ey ham ve avare  gönül.. Boyundan büyük laflar edersin..

                 Nice ola senin halin bunca hata, kusur ve isyan ile..?

                 Kim tuta senin elinden, çetin hesap günü?

                 Ey yalnızların yaranı, kimsesizlerin kimsesizi, asilerin lütufkarı, günahkarların affedicisi, alemlerin sahibi-yaratıcısı, sonsuzlar sonsuzu, evveller evveli, güzeller güzeli… Rahman ve Rahim sıfatına titryerek sığanıyorum.

               Riya ve günah kırıntılarını görmeyiver..Affediver.. Sen affediçisin, affı seversin..Bizleri de affeyle ya Raab.! Cümle ümmeti ve insanlığı Aasaan eyle Ya Raab!

               Daima huzurda olmak dileğiyle hoşçakalın efendim.

PTT’DE İŞLER DAHA İYİ GİTMELİ..

*Ptt Genel  Müdürü Osman Tural

           PTT,  Türkiye’nin en köklü kuruluşlarından biri. Harp veya  sulh zamanında çok önemli ve özverili görevler üstlenmiş, medar-ı iftiharımız bir kuruluşumuz.. Tamı tamına 170 yıl olmuş kurulalı.. Dile kolay..

          Bu köklü kuruluşun başında da genç, vizyoner, samimi ve aktif bir genel müdür var. Osman Tural. Nereden tanıyorum Osman Bey’i? İki defa televizyonda izledim.. Bir gayret ve samimiyet elektriği aldım. Üstelik böyle köklü kuruluşların yönetimi de oldukça zor olsa gerektir. Çünkü yüz yılı aşkın bir birikim ve kurum kültürü oluşmuş. Alışılmış bir gelenek var.. Şarkılara, türkülere konu olan postacı, dağıtıcı, veznedar, memur, şef, müdür..İlh.. Bir kurulu düzen var…

 

                                                                                 

          Telefon telekom’a devredildi. Böylece telefon kısmını da üzerinden tabir yerindeyse atmış oldu PTT..

         PT. Diğer “T” nostaljik olarak kaldı.. İşte bu aşamada, PTT ile ilgili karamsar tablolar çizilmeye başlanmıştı.. Telefon da olmyınca PTT nasıl ayakta duracak gibi konuşmalar duyulmaya başlanmıştı..

        İşte burada PTT’nin genç ve dinamik müdürü Sayın Osman Tural işe kolları sığadı..

       Önce tabelalar ve amblem yenilendi. Şık güzel bir olaydı bu.. Ardından, KARGO olayı.. Makul fiyatla vatandaşa hizmet verilmeye başlandı.. Piyangodan tutun da PTT BANK’a kadar bir dizi yeni iş ve işlemler devreye sokuldu.. Bir PTT şubesi yanından geçerken, vatandaşın gözüne bir başka şirinlikte görünmeye başaldı bu kurum.

        Alışkanlıkları bozmak, bir kurumu, kuruluşu, toplumu DEĞİŞİME ikna etmenin zorluğunu cümle sosyologlar ve psikologlar anlatırlar.. Dolayısıyle, 170 yıllık bir kuruluşu “Yeniden, çağın gereklerine, vatandaşların ihtiyaçlarına göre reorganize etmek” ciddi bir iş ve görev olsa gerektir..

       Burada bir iki anekdotla Sayın genel müdür başta olmak üzere, tüm PTT yöneticilerini uyarmadan edemeyeceğim:

      PTT Kargo sistemi ile  yakınlarda 3-5 kez işim oldu. Sistem güzel. Bilgisayardan kargonuzun nerede olduğunu, haber kağıdı bırakılıp bırakılmadığını, teslim edilip edilmediğini takip etmek mümkün.. Bu sistem kurulmuş.. Çağa ayak uydurulmuş.. Gurur duyduk. Lakin, büyük postanalerde kargo ve diğer hizmetler önemli ölçüde sistemli yürütülmeye çalışılıyorç Ama diğer ara postanelerde, mesela kargo konusunda hatalar oluyor..

       Bütün bu samimi düşüncelerimi muhafaza ederek, PTT’yi dönüştürme ve çağdaş bir kurum haline getirmek için gerekenleri bir vatandaş katkısı olarak, belirtmek istedim:

      1-PTT çalışanları diyorlar ki, elemanların çoğu işten anlamıyorlar. Kimi tarımcı kimi ziraatçı hasabı…

      2-Yine bir görevli diyor ki,” Abi PTT demek, eski ve 15 kişilik bir arabaya,40 kişi yükleyip yol almaya çalışmaktır.”

      3-Ara PTT de kargo alır diye gidiyoruz, “Valla barkotumuz çalışmıyor abey.!” diyor. Yetkililerinizle çözsenize diyoruz. “Söyleyip duruyoruz ama..?!” diye sitemkar konuşmalar yapıyorlar. Diğerine gidiyoruz. O da bilgisayar barkot vermiyor diyor.

      4-Bir küçük veya büyük postaneye girdiğinizde, numaratör vb. yenilikler getilmeye çalışılmış. Lakin personel çok gerilerde kalmış.. Gelen vatandaşla ve kendi aralarındaki “diyalog” ve “davranışlarda” bir kültür, görmek çok zor. Bu konuda “yeni Dünya ve yeni Türkiye’nin çok gerisinde kalındığını görmek mümkün.

    5- Oysa PTT’nin imkan ve kabiliyetleri itibariyle kendini güncellemesi, modern bir yapılanmaya kavuşması bu kadar uzun sürmemeliydi.

    6- Vatandaş, PTT’yi bir banka dizaynı, güveni ve yapısallaşması içerisinde görmek istiyor.

   7-Öncelikle, tüm şubeler, yoğunluk durumuna göre istihdam edilmelidir. Personel, bıkkınlık, yorgunluk vb. hal ve davranışlardan derhal alıkonulmalı, işin ciddiyeti anlatılmalıdır.

   8- Çok ciddi bir “HİZMETİÇİ EĞİTİM” sürecine girilmeli, tüm şubeler fiziki yapı itibariyle, bankalar örnek alınarak yeniden rehabilite edilmelidir.

    9-Kesinlikle  yeni çağdaş bir  PTT kültürü oluşturulmalı, bu kültür her personele nüfuz etmelidir. Nezaket, kibarlık;  düzgün Türkçe, çabuk ve severek iş yapma, becerme, başarma, iyi sonuçla mesaiyi tamamlama..vb  davranışları, eğitim vererek, gerekirse prim vererek, moral vererek mutlaka kazandırmak gerekli.. 

   10-Yönetim organizasyonu da çağdaşları dikkate alınarak yeniden düzenlenmeli,,

   11-Hülasa PTT,  Yahya Kemal’in dediği gibi “Ne harabiyim, ne harabatiyim; kökü mazide bir atiyim.” diyerek, yepyeni bir HEYECEN ve DÖNÜŞÜM rüzgarını yakalamalıdır. Hantallık ve ataletten personel ve kurumun bir an önce kurtulması için, mevcut atılım ve çabalar yetersiz kalmaktadır. Daha hızlı, daha organize, daha sevecen, daha sorunsuz sakin ve herkesin memnun kaldığı bir PTT. Bu mümkündür..

            Denilebilir ki, hariçten gazel okumak veya bekara karı boşamak…Filan..

            Hayır. Biz halkın içinden sesleniyoruz. Samimiyiz. Adalet üzereyiz. PTT’yi ve Gn. Müdürü başta olmak üzere  personeli seviyor sayıyoruz..

            Bu halisane düşünceyle, bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı duyduk… Umarız yaralayıcı bir kelam olmamıştır.

            Daima “huzurda” olmak dileğiyle..