NAZAR BER KADEM

 

 

“Her kim gözünü haramdan sakındırırsa elbette Allah Teâlâ ona öyle bir iman nasib eder ki kalbinde onun lezzetini tadar.” (Hadis-i Şerif) Bu ıstılah «göz ayağa bakacak» manasına.. Sâlik, şehirde, sahrada, yolda, her yerde gözünü ayağına mıhlayacak, daima yere bakacak ve onu başıboşluktan, dilediği yere bakmaktan koruyacaktır. Bu ölçüde, göz nereye değerse oraya akan gönlün perişanlıktan kurtarılması ve kendi iç âlemi-ne bağlı kalması hikmetini okuyoruz. (Reşahat) Zahir olarak baktığımızda sâlikin kalabalık yerlerde, özellikle bayanların çok olduğu çarşı ve pazar yerlerinde zarûri haller dışında gözünü kaydırmaması, nâ-mahrem yüzlere bakmaması mana-sına gelen “nazar ber kadem” haline büyüklerimiz çok derin anlamlar yüklemişlerdir. Edeble Varış Lütufla Dönüş” adlı eserinde İsmail Çetin Hocaefendi: “Nakşibendiyye tarikatının ikinci temeli “Nazar ber kadem” cümlesidir. Yani, yürümek esnasında ayağın önüne bakmaktır. Ondan sonra bakışı sağa sola iletmemektir. Sâlik, aslî vatanın yolcusu olduğu için şeraitle yürümek ve istikamet yolunun dışında hiçbir şeye bakamaz demektir. Böyle yürümekle sâlik kalbini muhafaza etmeye muvaffak olur. Önüne bakmayanın şüphesiz gözü, layık olup olmayan yerlerde dolaşır, istikamete aykırı bir cisme veya manzaraya isabet eder. Dolayısıyla kalbin nazarı, dikkati dağılır. Göz gördüğünü hiss-i müştereke, o da hayal, o da mutasarrıfa, o da hafıza kuvvetine görüleni naklederse kalb sahibi zifir karanlıkta olduğu halde önce gözün gördüğü hayali suretlerden kurtulamaz. Yatağına girer, uyku uyuyamaz. En büyük rahatsızlık istirahatî anlarında olur. Fahr-i Âlem (sav) Hz. Ali’ye hitaben “Gözünü döndür, önüne bak” emrini vermiştir. Mevlana Cami (ks): Misafirin nazarının, bakışının, ayağın bir metre ilerisini geçmemesi mühim edeblerdendir. Asli vatanına sefer eden zatın kendi yolunu engelleyenden yüz çevirmesi gerektir. Maddi şer’an fena manevi aklen güzel manzaralardan gözünü sakındırmayan yolda kalır. Her ikisinden de hayali ve mutasarrıfa kuvvetinin vasıtasıyla dimağın hafıza merkezinde sâlikin kalbini kelepçeler, ister istemez kalb onunla meşgul olur. Çünkü kalb-i insânî maksadına muhalif bir şey gördüğünde son derece müteessir olur. Nefs ruhani bir şey gördüğü zaman o da sevinir, fakat sevinirse yol kapanır.” buyurmuştur.

 NAZAR GÖNÜLÜN BAKIŞIDIR “Nazar ber kadem” Farsça bir tabirdir. Kelime manası, nazar ayak üzerinde olacak, göz önüne bakacak demektir. Nazar, gönlün bakışıdır. Bu, gözün tabii görüşünden farklıdır. Nazarda niyet ve ciddiyet vardır. Nazar, gelişigüzel bir bakış değil, gönülle iradeli bir yöneliştir. Bu yöneliş iyi olursa iyi sonuç verir, kötü olursa kötü sonuç verir. Mesela Allah (celle celalüh) dostlarının nazarı kalbi diriltir, hasetçinin nazarı kemikleri eritir. Birisi saadet, diğeri felakettir. Kadem, ayak ve adım demektir. Ayak yürüyüşü, adım davranışı anlatır. “Adımını dikkatli at” demek, gidişat ve davranışlarına dikkat et, sakat iş yapma demektir. “Şeytanın adımlarına uymayın.” (Bakara, 164, 208) ayeti de bu manadadır. Kadem uğur ve bereket manalarına da gelir. Bereket ve huzura sebep olan kimseye “Kademi uğurlu geldi” denir. Kadem denge, sağlamlık ve sebatı da çağrıştırır. Sözünden caymayan, işinde sağlam olan, sabırlı ve güvenilir kimseler için “Sabit kadem bir insandır” denir. Arifler, “nazar ber kadem” tabiriyle Hak yolcusunun hem zahirine hem de batınına ait pek çok edebi anlatmak isterler. Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür:

EDEP İÇİNDE YÜRÜMEK Hak yolcusu, yolda yürürken gözü ayağı üzerinde ve yolunca yürümeli, edepli olmalı, adımlarını sakin atmalı, sevimsiz hal ve hareketlerden, kibirli tavırlardan şiddetle sakınmalıdır. Bu konuda sünnete uymalıdır. Âlemlere rahmet olan Rasûlullah Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) yolda yürürken sağa sola bakmazdı. Önüne nazar buyurur, gideceği yöne yönelirdi. Yürüyüşü çok dengeli ve intizamlı idi. Kibirli bir şekilde, el kol hareketi yaparak ve sallanarak yürümezdi. Adımlarını hızlı fakat sakince atardı. Yüksekçe bir yerden iniyormuş gibi yürürdü. Adımlarını atarken yeryüzü saadetli ayakları altında dürülüyormuş gibi olurdu. Bir kimseye yöne-leceği zaman sadece mübarek başını çevirmez, bütün vücuduyla ona yönelirdi. Kimseye arkasından ve uzaktan seslenmez, yanına varınca konuşurdu.

GÖZÜ VE GÖNLÜ HARAMDAN ÇEKMEK Hak yolcusu, gözünü haramdan ve kalbini karıştıracak şeylerden korumalıdır. Kendisini ilgilendirmeyen şeylere takılmamalıdır. Gözünü haramdan korumayanın gönlü ilâhi muhabbetten mahrum kalır. Bu yolda ciddi olmayan kimseden ciddi işler çıkmaz. Allahu Tealâ, bu konuda bizlere şu emri vermiştir: “Resûlüm! Mümin erkeklere söyle gözlerini harama bakmaktan çeksinler, namus ve iffetlerini korusunlar. Böyle yapmaları kendileri için daha temiz bir davranıştır. Hiç şüphesiz, Allah (celle celalüh) bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Mümin kadınlara da söyle, gözlerini harama bakmaktan çeksinler. Namus ve iffetlerini korusunlar.” (Nur, 30-31) Hazreti Resûlullah Efendimiz(aleyhissalatu vesselam) harama bakmayı şeytanın kalbe fırlattığı zehirli bir ok olarak tanıtmıştır. Kalbi bu okların zehrinden ve zararından korumanın tek yolu gözü muhafaza etmektir. Bunun için kalbe katılık verecek işlerden, görüntülerden, şekil ve suretlerden gözü uzak tutmalıdır. Gözünü ve dilini haramdan korumayan kimse veli olamaz.

TEK HEDEFE YÖNELMEK Hak yolcusunun gözü ve gönlü aynı hedefte toplanmalıdır. Buna himmetini bir noktaya toplamak, işine yoğunlaşmak, hedefine kilitlenmek denir. Dünya ve ahiret işlerinde başarılı olmak isteyen herkes, bu hali elde etmelidir. Yoksa yolda kalır. Aklı, fikri, kalbi ve kalıbı aynı noktaya yönelmeyen kimselerin bütün işleri verimsiz olur. Kalp ve kalıbın birleşmediği ibadet tatlı olmaz, hizmet başarıya ulaşmaz, iş güzel sonuç vermez. Hak yolcusunun kilitleneceği biricik hedefi Allah (celle celalüh) rızası olmalıdır. Bütün gayretini bu yolda kullanmalıdır. Allah’tan (celle celalüh) gayri şeylere iltifat etmemelidir. İbadet, zikir ve hizmetinde insanlardan bir şey beklememelidir. Hatta ahiret nimetlerini bile düşünmemelidir. Hayır olarak her ne yaparsa sadece Yüce Allah’ın (celle celalüh) rızası ve sevgisi için yapmalıdır. Gönlünü keşif, keramet, cezbe gibi manevi nimetlere takmamalıdır.

 DEVAMLI HAREKET VE İLERLEME HALİNDE OLMAK İmam Rabbanî (ks) buyurmuş ki: “Nazar ber kadem, Hak yolcusunun gözü ayağını ileri geçmez şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu anlayış vakıaya aykırıdır. Bundan anlaşılması gereken şudur: Göz devamlı ileri bakmalı, ayak da onu takip etmelidir. Çünkü yüksek makamlara önce göz dikilir, sonra adım atılır. İnsan gözünü yükseklere dikmeli ki, gayretini ona göre kullansın. Maneviyat yolunda aza kanaat eden az kazanır. Oturan yol alamaz. Çalışan mahrum olmaz.” Hak yolcusu, ibadet, vazife ve hizmetlerinde adım adım ilerlemeli, bir noktaya çakılıp kalmamalıdır. “İki günü eşit olan kimse zarardadır.” hadisi, Hak yolunda yürüyenleri ve ebedi saadetini kazanmak isteyenleri uyarmak içindir. Çünkü Yüce Allah’ı (celle celalüh) tanımanın, manevi makamların ve güzel ahlâkın bir sonu yoktur. Bu yolculuk ölene kadar sürer, ahirette farklı bir şekilde devam eder. Her gün yapılan ibadet ve amelin miktarı devamlı değişmez, fakat kalbin muhabbeti, huzuru, edebi, Yüce Allah’a (celle celalüh) yöneliş şekli her an değişip artabilir. Bütün vazifeler az da olsa devamlı yapılmalıdır. Başlanmadan iş bitmez, adım atmadan yol gidilmez. Hak yolcusu, bu yolda kendinden ileri gidenleri örnek almalıdır. Zayıf ve geride kalanlara ise şefkat gösterip yardım etmelidir.

 ADIMINI SAĞLAM ATMAK Hak yolcusu, bütün gidişatının ve manevi hallerinin Kur’an ve sünnete uyup uymadığına çok dikkat etmelidir. Çünkü Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (aleyhissalatu vesselam) gösterdiği ve öğrettiği edeblere uymayan hiçbir fikir, fiil, hal ve gidişatın sonu Yüce Allah’a (celle celalüh) çıkmaz. İtikadı sağlam olmayanın ameli salih olmaz. Hak yolcusu Ehl-i Sünnet inancının dışında bir inanca sahip olmamalıdır. Seyr u sülûk esnasında elde ettiği bütün manevi halleri ancak Kur’an ve sünnetle kontrol edip kabul etmelidir. Onlara uymayan bütün tevil, yorum ve izahlardan kaçınmalıdır.

REHBERE SIKI SARILMAK Hak yolcusu, manevi terbiye esnasında gözünü ve gönlünü önündeki kâmil mürşidine dikmelidir. Onun adımlarını güzel takip etmeli, emir ve işaretlerini yerine getirmeli, mürşidinin gösterdiği usulden ve çizdiği yoldan çıkmamalıdır. Ayrıca peşinden gittiği rehberine güvenmeli, onun izini takip etmeden kendi başına hedefe gidemeyeceğini bilmelidir. Müridin kademi mürşidin kademine uygun olmalıdır. Mürşidin kademi, onun hal ve ahlâkıdır. Buna meşrep de denir. Meşrep, su kaynağı demektir. Hak yolcusunun gidip gelip su alacağı tek kaynağı önündeki mürşididir. Bütün âlem mürşid dolu olsa, Hak yolcusu gönlünü önündeki kâmil mürşidinde toplamalıdır. Gönlü bir ona bir buna kayan, her gördüğü veya duyduğu mürşidin peşine takılan kimse hiçbirinden doğru dürüst istifade edemez; ancak kalbini dağıtır, yolda kalır. Bir de kâmil ve mükemmil olmayan kimseye mürşid diye tabi olmamalıdır. Şah-ı Nakşibend (ks), Seyyid Emir Külal Hazretleri’nin terbiyesinde iken, mürşidi kendisini bir işe gönderdi. Yolda önüne Hazreti Hızır (as) çıkıp kendisiyle konuşmak ve arkadaşlık yapmak istedi. Şah-ı Nakşibend (ks) ona hiç iltifat etmedi, arkadaşlık kurmaya da yanaşmadı. Hazreti Hızır (as) kendisini tanıtınca Şah-ı Nakşibend (ks) dedi ki: – Ben senin Hazreti Hızır olduğunu biliyorum. Fakat seninle muhabbet edemem. Benim bir gönlüm var, onu da mürşidim Seyyid Emir Külal Hazretleri’ne verdim. Artık ondan başka kimseye verecek bir gönlüm ve sevgim yok. Sen işine bak, ben de kendi işime bakayım. Dönüşte durumu mürşidine anlattı, Hazret memnun oldu ve: – Güzel etmişsin, buyurdu.

HER HALDE EDEPLİ VE MÜTEVAZI OLMAK Hak yolcusu, manen ilerledikçe nefsin afetlerinden korkmalıdır. Bunun için her halde edebe sarılmalı, boynunu bükmeli, kibirden ve benlikten Yüce Allah’a (celle celalüh) sığınmalıdır. Bir başarıdan sonra bunu kendine mal eden ve insanlara burun büken nice başlar, baş aşağı gitmiştir. Arifler der ki: Bir insanın ilmi artar da edebi artmazsa onun Allah’tan (celle celalüh) uzaklığı artar. İbadeti çoğaldığı halde tevazusu çoğalmayan kimsenin benlik deresinde boğulmasından korkulur. İnsan, işin başından çok sonunu düşünmelidir. Onun için devamlı yalvarış içinde olmalıdır. Kalp ümit ve korku içinde bulunmalıdır. Ümidin korkudan biraz fazla olması iyidir, fakat ben artık kurtuldum, cenneti garantiledim, insanlar helâk oldu demek, tehlikenin ta kendisidir. Hak yolcusu ibadet ve ameline değil, Yüce Allah’ın (celle celalüh) rahmetine güvenmelidir. İlâhi destek olmadan kendi başına bir yol alamaya-cağını bilmelidir. Bu yolda asıl sermaye, kendinde bir varlık görmemektir. Bütün âlemlere rahmet kılınan Resûlullah Efendimiz’in (aleyhissalatu vesselam) her gün yüz defa istiğfar etmesi, onun izinden gidenlere çok şey öğretir. Allah’a (celle celalüh) giden yol bu edeple başlar, bu edeple devam eder. Bu edep hiçbir zaman terk edilemez. Edebi terk eden kimse, kendi haline terk edilir. Her konuda biricik rehberimiz ve örneğimiz olan Hazreti Muhammed (sav) Efendimiz, Miraç’ta manevi yolculuğu esnasında bu edebe bürünmüştü. Büyük arif İmam Sühreverdî (ks) bu mühim edebe şöyle dikkat çeker: “Bütün edepler Resûlullah Efendimiz’den (aleyhissalatu vesselam) öğrenilir. Çünkü O, zahiren ve batınen bütün edeplerin kaynağıdır. Allahu Tealâ, O’nun Miraç gecesinde ilâhi huzurdaki edebini bize şöyle haber vermiştir: “Onun gözü (sağa sola) kaymadı, haddi de aşmadı.” (Necm, 17) Allah Resûlü (sav) ilâhi huzura yükselirken kalb-i şerifleri bütünüyle Yüce Allah’a (celle celalüh) bağlanmıştı. Gözü, o yüce makamlarda sağa sola kaymamış, hep önüne bakmış, ulaştığı güzellikler karşısında hayâ ve edebinden terlemiş, başını önüne eğmiş ve bu hal içinde bütün makamları geçip ilâhi huzura alınmıştı. Ulaştığı manevi makam ve güzellikler onun sadece tevazu ve edebini artırmıştı. İşte onun izinden giden arifler de böyledir. Edebi korumayan kimse, geldiği yere geri gönderilir. Hak yolcusu edeple Hakk’a yaklaşır. Bu yolun her geçit ve durağında tek levha asılıdır: Edep Ya Hû… Buraya kadar büyüklerimizin kibar-ı kelamlarını ve internette araştırırken gerçekten adeta gönlümüzden geçenlerin yazıldığını görüp alıntı yaptığımız www.zehirliok.com’da -yazarın ismi yazılmadığı için sadece sitenin ismini yazıyorum- nazar ber kadem hali hakkında yeterli bilgi verildi kanaatindeyiz. Netice-i kelam olarak “nazar ber kadem” aslında müminin nazarının sürekli gönlünde olmasıdır. Çünkü müminin gönlüne Hakk’ın nazarı süreklidir. Rabbimiz “Kâinata sığmadım. Mümin kulumun gönlüne sığdım.” buyurmuştur. Eğer gönle nazar edebilmeyi öğrenirsek oradaki güzelliklerden zaten gözümüzü alamayız. Çünkü orda “En güzel” var. Selam ve dua ile…

26.06.2010/Cahit Yetgin’den