HAYATIMA DAİR_1
Hatırlarım da, ilkokula ve ortaokula kayıt günlerimi… İlkokulda ilk öğretmenim Karabük Pembeevlerde oturan saygıdeğer insan rahmetli Mustafa Demir’di. Kasabada prestiji yüksek öğretmeni, dayanışmacı, birlik dirlik içindeki öğretmenleri altı yaşlarımda o zamanlar tanıdım.
Necip Güven rahmetli ikinci sınıftan son sınıfa kadar öğretmenimdi. Giyim kuşam dahil dünyama yeni bir pencere açmıştı. Beş sınıflı köy ilkokulunda (Bostancılar Köyü, okullu göletin okulu) demek ki, öğretmenimiz de sıkılırdı, son saatlerde bana türkü söyletirdi… ”Gurbet yolu…” , ”Gelmişim Meyhaneye…”, ” Kadifeler gibisin…”, ”Fırat kenarında yüzen kayıklar…”, ”Şu uzun gecenin gecesi olsam…” v.b. en çok söyledğim türkülerdi.
Ortaokulda dayım kasket giyerdi.Ben de özenirdim. Ancak Fevzi Çakmak Ortaokuluna 1970′te kayıt yaptıdığım sıralar, kasket giymenin kalktığını bilmiyordum. Babamın özenle diktirdiği ilk kahverengi çizgili takımımı giydim, mavi gömlek, kırmızı şal desene yakın bir kravat, çantam…Ve şapkam… Okula vardım ki, bahçede toplanmış öğrenciler arasında sadece bende şapka var… Tabi mahcubiyet ve şapkayı çantama atışım… İkibuçuk gözlü bir gecekonduda oturuyorduk. Annem çoğu zaman köyde olurdu. Gaz lambasında derse çalışıyordum. O gecekondu bende olumsuz etkiler yapmıştı. Hep bir apartman hayaliyle yaşadım. Apartman modasının yaygın olduğu o yıllar gecekondu küçük evimiz beni skıyordu… Bu sıkıntı 1980′de bir apartman dairesine taşınana kadar sürdü…
Ders çalışmamıza, yardımcı olacak yoktu. Annem babam sadece ”ders çalış, neden çalışmıyorsun…” gibi kendilerince ikaz, bence zulüm olan sözler söylerlerdi. Televizyon çok yeni olduğundan evimizde yoktu… Radyo vardı… Küçük radyoyu uzanarak kulağımda dinlemek hoşuma giderdi.
Ortaokul bando takmı boru bölümünde idim, en iyi çalan olmama rağmen, boyum kısa olduğundan Fuat Keskinci müdürüm ve Ahmet Yılmaz hocam beni en öne, majörün de önüne almışlardı. Bayramlar, elbiseler, provalar apayrı güzellikler ve heyecanlardı bizim için…
Nihayet yatılı okullar…Kocaeli Sanayi Fuarında ayakkabı boyacılığı yaparak para kazanışım… Kazandıklarımla kitaplar alışım… Kitap okuma alışkanlığı kazanmam… Bunlar lise yıllarım… Başarıyı, kişiliğimi yakalamaya çalıştığım, belki de yakaladığım yıllar…
Nihayet Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü… Tükçe bölümünde, yoğun bir çaba…Sahura kadar ders çalışmalar… Ve 1980 yılı ortalarında öğretmenlik…
Neden yazdım bunları… Özgeçmişimin belki yüzde biri bile sayılmayacak bu kısa hayat noktalarını belirtmeme ne gerek vardı…
Esasen şunu söylemek istedim; Türkiye dünkü Türkiye değil, bu gün öğrencinin, giyinme, yeme-içme ve barınma problemi yoktur.
Anne baba çoğunlukla, çocuklarına derslerinde yardımcı olacak düzeydedir.
Okullarımız kaloriferli, rahat, öğretmenlerimiz için iyi bir çalışma ortamı vardır…
Ancak köklü ve gerçekten milli bir eğitim politikası arayışları süreceğe benzemektedir.
Bugün okullarımızda 15 milyon dolayında pırıl pırıl genç insanımız, aydınlık, güçlü, mutlu. Türkiye için deyim yerindeyse tüm alıcılarını açmışlar… Ver… Ver… Doğruyu, güzeli, en son gelişmeleri, düşünmeyi, en seviyeli tartışmayı, dostluğu, sevgiyi, Atatürk’ü, Yunus’u, Mevlana’yı, Osman Gazi’yi, Fatih’i, Çanakkale’yi, Çaldıran’ı, Malazgirt’i, Itrı’yi, Dede efendi’yi, Akıllıca vermeliyiz bunları. Çağın en yeni gelişmelerini, kendi öz değerlerimiz ile sentezleyip, Amerika ve Japonya’nın üzerinde bir hedefe yöneliş… İşte eğitimimiz bunu hazırlamalıdır…
Dünyadaki genel gelişmeye paralel olarak, ülkemiz de gelişmiştir.Ancak bu yeterli değildir. ”Çağdaş uygarlık düzeyinin üstü” hedefini gözetmeliyiz.
Bu hedefe varmada, çocuklarımıza, anahtar bilgiler verilmeli, araştırma ve düşünmeye yönlendirmeliyiz. İngilizlerin, Hindistandaki çocuklara logaritma ezberlettikleri gibi, yersiz bilgilerle çocuklarımızın beyinlerini işe yaramaz hale getirmemeliyiz.
Anne-babalar, öğretmenler sıkı bir işbirliği içerisinde çocukları sıkmadan, üzmeden, fakat ” kaliteli insanlar” olarak geleceğe hazırlama çabasında olmalıyız.
Kimbilir bir gün uzayın büyük fatihleri de Anadolu’dan çıkarlar…
Şimdiki kuşak bizlere göre çok şanslı olduğuna göre, bizleri çok çok geçmeliler…
Gönül selamımla..


Leave a Reply